‘Yenenler,
yenilenlerin
dikişsiz ak gömleğine sildiler
kılıçlarının kanını...’
Böyle diyor büyük şair…
Hüzünlü gerçek budur!
“Yenenler, yenilenlerin gömleklerinde silerler kılıçlarının kanını…”
Şu dizenin özgül ağırlığına bakar mısınız?!
Futbol hayatın ta kendisidir ya!
Bu şiir de; futbolun da içinde olduğu hayatın ta kendisidir…
Maalesef,
tarih denilen “abi”, galipleri sevmek sorunda kalır!
Çünkü, tarihi yenilenler değil, yenenler yazar.
Hani halk arasında bir söz vardır:
‘Gidin, bakın, mezarlıklar iyi adamlarla doludur’, diye…
Doğrudur.
Hayata karşı yenilmiş ‘İyi adamlarla’ doludur orası.
İyileri yenmiş Kötülerin de son durağı olsa bile ora…
Misal, “Güçlünün ayakta kaldığı” teori…
İyilerin veya zayıfların bir araya gelemediği bir dünya.
Neden iyi ve güzel düşünceler yaygın hale gelmez, gelemez?
“Kazan da nasıl olursa olsun kazan”,
“Galibiyet için her şey mubahtır” anlayışı…
Karşısında her şey hakkaniyet ve adaletli olsun isteyenler.
Sizce, kim galip gelir bu işten?
İhtimal mi güçsüzün galip gelmesi…
Tarih denilen “Abi”ye, galibiyet “bildirisini” dikte ettirenler Yenenlerdir!
“İyi çocuktu ama çok güzel yenildi” diye yazan kısa bölümler Yenilenindir!
Bakın; yarışlarda, şampiyonalarda “Birinciler” bu yüzden hep hatırlanır.
Ya da anımsanma ihtimali çok yüksektir.
Sokağa çıkın ve sorun, “2002 dünya kupasının ikincisi kim?” diye.
Sporla iç içe olanlardan başka bilen çıkmayacaktır.
Ama birinciyi yani şampiyonu hatırlayan çok olacaktır…
Koca Almanya unutulanlar mezarlığına girecektir!
Yetmedi, 3’cüyü sorun.
O yıl 3. biz (Türkiye) olduğumuz için çok kişi bunu bilecektir.
4’cüyü sorun yine bilen pek çıkmayacaktır.
Birkaç kişi bilirse, o da bizim 3. olmamız nedeniyledir!
Bir sonraki Dünya Kupasını sorun, şampiyon hatırlanacaktır.
Ama ya ikinci… Yok!
Hele hele 3 veya 4’cü! Anımsayana yemek ısmarlayın…
Türkiye’den soralım isterseniz.
Geçen senenin ikincisi kim? Veya ondan önceki senenin…
Ya da 5 sene önceki ikinci kim?
Üç gün düşünseler doğru cevap gelmez.
Birinciyi yani şampiyonu hatırlarlar ama!…
Şırak diye söylerler adamın yüzüne!
İşte, tarih denilen “Abi” bu yüzden yenenleri ‘yaldızlı’ yazmak zorunda kalır.
Diğerleri ise “İyi çocuktu ama sütlaç yerken boğuldu” olur.
Şimdi sanılmasın ki, galip gelen hep haklıdır?
Hayır, elbette değildir!
Sezonda, önünüze gelen fırsatları defalarca teperseniz, rakibinizin ne yapsın?!
“Ay çok üzüldüm, ben de şampiyon olmayacağım” mı desin yani?
Puan farkı yaratacağınız maçlarda gol yiyip puan kaybeden sizsiniz…
Bir başkası, takımın başına geçtiğiniz andan itibaren, aldığınız kötü sonuçların tüm suçunu futbolcuların üstüne atan…
Yanlış onbirle sahaya çıkarsanız, bunu gören rakibiniz, “Bundan iyisi Şam’da kayısı” demeyecek miydi yani…
Bütün sezon “Ayılana gazoz bayılana çorba!” sistemi yap sonra ağla!
Bakın,
Mavi Gezegendeki düzen, galibin borusunun öttüğü düzendir!
Savaşta yenilenlerin “tekzip” hakkı yoktur ki…
Ölmüşlerdir…
Öte dünyadan “tekzip” gönderemezler!
“Öyle olmadı, böyle oldu” diyemezler.
‘Atı alan Üsküdar’ı geçti’ lafı da bu yüzdendir…
Yenilenin değil, yenenlerin dünyasıdır bu!
Hatırla, çoğu yarışın ikincisi kolay kolay akıllara gelmez.
Anımsanmak istiyorsan birinci olacaksın!
Birinci olamıyorsan da şampiyonu tebrik edeceksin!
Şampiyona saygı duyacaksın…
Bakın,
Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin’i anlattığı o müthiş destanda;
yapılan şiirsel betimleme, hüzünlü bir anın acımasız halini anlatsa bile,
gerçeklerin muazzam tablosu değil midir?
Yenenler,
yenilenlerin
gömleğinde silerler
kılıçlarının kanını...
Savaş, futbol, bir yarışma, yani yaşama dair her şey bu yüzden paralellik taşır.
Sonuç, “İpi göğüsleyen” galiptir… Yaşasın basit kuralı budur!
Diğer olup bitenler ise “bir destanın” ayrıntılarıdır!
İleride, sadece araştırmacıların konusudur…
Şayet başaramazsan,
“Sıcaktı.
Bulutlar doluydular,
Nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere
Bulutlar boşanacak
boşanacaktı…” Ama olmadı!
‘Peki, ne oldu sonra?’…
‘Boşanmadı bulutlar abi. Onlar şampiyon oldu’!
Senin için dolu değildi ki bulutlar boşansaydı birader!
Oysa Serez Çarşısı’nda bulutların içi doluydu. Gökyüzü o yüzden ağladı…
Ya sizin…
Boşaltacak bir şey var mı içinizde?!
Türkiye’de futbol dünyasının hazin durumu Serez Çarşısı gibidir…
“Yağmur çiseliyor.
Serez Çarşısı dilsiz,
Serez Çarşısı kör.
Havada konuşmamanın,
görmemenin kahrolası hüznü…
Ve Serez Çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü…”
Serez Çarşısı, bir yenilgi sonrası olacak oluşacak katliama tanıklık edeceği için kapatır yüzünü…
Günümüzde ise,
Amerika’ya gidecekler listesine girmek için elleriyle kapatırlar yüzlerini...
Böyle penaltı mı olur abi?
Sus oğlum, belki Dünya Kupasına götürürler… Gezeriz…
Ama Burak Yılmaz konuşmuş fena…
Duymazlıktan gel. Kara listeye gireriz…
Hal ve gidiş böyle olunca da tabii ki,
‘Havada konuşmamanın,
görmemenin kahrolası hüznü’, olur…
Heyhat,
Futbol Dünyası elleriyle kapatmıştır yüzünü… Evet; tablo, o tablodur!
E “ev hali” böyle olunca da zamane Bedrettin yiğitleri ne yapsın!
Elbette o yenilgi, o zamanın tarihsel, sosyal, ekonomik şartlarının zaruri bir neticesiydi… Ama ya şimdi…
Yüzde yüz “cepsel” değil mi?
Abilerime söyleyeyim:
Bu yüzden hiç beklemeyin.
Hava gergin, hava sıcak olur, ama damlamaz o damla yere…
Yine de,
hep hayalimizde olan dizeyi de bizden alamazlar ya…
Hasan Hüseyin’den olsun o da…
“Kısa çöp
uzun çöpten hakkını alır elbette…”
Çünkü,
“Yaprak döker bir yanımız
bir yanımız bahar bahçe…”
E artık OC, aforoz da edilir anam babam!
OC Amerika’ya gidemez…
En Kalbi Muhabbetlerimle…
Ben CAN; Orhan Can…














































