• BIST 12433.5
  • Altın 6495.18
  • Dolar 44.3489
  • Euro 51.3612
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 15 °C

'İBB Davası'nda 19. gün: 500 bin lira çıkardı!

'İBB Davası'nda 19. gün: 500 bin lira çıkardı!
İBB davasında sanık avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, Savcılığın; 'Tanık, etkin pişman ve HTS kayıtları' üzerinden yürütüldüğünü öne sürdüğü soruşturmayı mahkemede çarpıcı bir örnekle anlattı. Çantasından 500 bin lira çıkaran Koçoğlu, “Size rüşvet verdim desem kendinizi nasıl aklayacaksınız?” dedi.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB davasının duruşması 19. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor. Beyoğlu Belediyesi'ne ilişkin aralarında Başkan İnan Güney'in de olduğu, üçü tutuklu yedi kişi hakkındaki dosyanın bu davayla birleştirilmesi kararı sonrasında, davadaki sanık sayısı, 92'si tutuklu 414'e çıktı.

Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, İBB Başkan Danışmanı ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar katıldı.

Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. Tutuklu sanıklar jandarma eşliğinde salona getirilirken, izleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Ekrem İmamoğlu, salona getirildiği sırada, tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla yine "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganı attı.

Duruşma, dün savunması alınan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in çapraz sorgusu ve avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu’nun savunmasıyla devam ediyor. Geçek, eylem 13 kapsamında “veri sızdırma” iddiasıyla tutuklu yargılanıyor. Eylem 13 için Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, "Anlamakta en zorlandığımız eylem" demiş, İmamoğlu da "Bir tek savcı anlamış, o da yanlış anlamış" diye isyan etmişti.

İMAMOĞLU'NDAN 'HÜSEYİN GÜN' ÇIKIŞI

Duruşmada söz alan Ekrem İmamoğlu, Geçek'e sorular yöneltti. İmamoğlu ile Geçek arasındaki soru-cevap diyaloğu şu şekilde:

Ekrem İmamoğlu: "Sevgili Melih Geçek kardeşim, dünkü sunumunu dinledim. Tabii içinde benim sorularımın da karşılığı olan açıklamalarınız vardı. Hepsi de birbirinden kıymetliydi. Hakikati aramak bu iddianame içerisinde bir yanıyla çok kolay, bir yanıyla çok zor. Çünkü gerçekten iddianame içerisinde olan biteni sizlerin açıklamalarından sonra daha iyi idrak ediyoruz ve orada iddia makamının bir kurgu üzerinden bir senaryo yazıp, sonra o senaryoyu yerleştirmek için insanları köşe başlarına oturtmak gibi bir yol ve yöntemle arayış içerisinde olması, bugün hicap duyulacak bir duruşmayla, mahkemeyle, bir İBB davasıyla ya da İmamoğlu davasıyla bizi buluşturdu.

Ben, 'nasıl tanıştık' vesaire kısmına girmeyeceğim. Son olarak kurumumuzda bir genel müdür makamında görev yaptınız. Benim bir baskımı ya da bir telkinimi gördünüz mü? Bu kadar yakın siyasi bir yoldaşlık geçmişimiz olmasına rağmen, bir telkinim, bir zorlamam, 'Melih Geçek olacak' diye bir şey duydunuz mu? Veya böyle bir şey hissettiniz mi?".

Melih Geçek: "Başkanım, asla duymadım. Hatta sizin bir sözünüz var, burada söylemekten de çekinmiyorum, 2019 başında, 'Kimse bana ‘ben ne olacağım’ diye gelmesin" dediniz. Biz de o yüzden sizi bu konuda hiç rahatsız etmedik. Sizinle de bu süreçteki tek temasımız, göreve başlamadan bir gün önce fotoğraf çektirdik, 'Hayırlı olsun' dediğimiz beş dakikalık bir görüşmemizdi. O kadar".

İMAMOĞLU: "BİZİM DÜNYAMIZDA ÖZEL VASIFLI ÜYE YOK, 86 MİLYON İNSANIN EŞİTLİĞİ VAR"

Ekrem İmamoğlu: "Bunun Melih Geçek özelinde olmadığını, daha önceki sorularımda da aslında sizin önünüze koymaya gayret ediyoruz. Bunlar kayıtlıdır, belgelidir. Ve bizim bütün bu oluşturduğumuz profesyonel kurullardaki arayışımız aslında milletin evlatlarıyla çalışma çabasıdır. Yani eşim, dostum, akrabam, damadım, kızım, eniştem gibi bir arayış değil, bilakis milletin evlatlarıyla çalışma arzusudur. Bu da İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurumunun millete ait olduğunun bilinciyle hareket etmemizden kaynaklanmıştır. Zira şu ana kadar gördüğünüz üst düzey yöneticilerimizde AK Partilisi, MHP’lisi ya da o dönemlerde işe başlamış insanları gördünüz, yine göreceksiniz. Ve hiçbirisinin geçmişi değil, liyakati sorgulanmıştır.

Sayın Başkan, Sayın Heyet; buraya not almıştım, 'Özel vasıflı üye' kavramının ne ifade ettiğini herhalde bir tek yazan iddia makamı biliyor. Biz bilmiyoruz. Bizim dünyamızda özel vasıflı üye yok. 86 milyon insanın eşitliği var. Bizim ruhumuzda 16 milyon insanın eşitliği var. 100 bin kişilik İBB kadrosunun eşitliği var. Hiç kimseyi birbirinden ayırmadığımızın işareti olması açısından ifade ediyorum. İçinde Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’si, Çerkez’i, Boşnak’ı herkes var. Hiç kimse birbirinden ayrı değil. Milletin evlatları bakışı vardır. Onun altını çizeyim sizin huzurunuzda. Melih Bey, size 'Şunu genel müdür yardımcısı yap, şunu kadrona al, şunu şöyle çalıştır, şu kişiye özel bir vasıf belirle' ya da şu firma ya da gayrimeşru, hukuka uygun olmayan, kişisel olarak direkt ya da dolaylı bir talebim ya da bir talimatım size geldi mi ya da böyle bir durum oluştu mu?"

MELİH GEÇEK: "ASLA OLMADI BAŞKANIM"

İmamoğlu: "İnsanların burada bir saatini bile geçirmesinin kul hakkı yemek olduğunun da altını çizmek istiyorum”.

Ekrem İmamoğlu: "Şimdi bunu da özel olarak ifade edeyim. Yine birçok arkadaşımızın başından beri sorguladığı bir metot var. Yani herkes aslında kuralına göre işini yapmaya çalıştı. Ben bazı örnekleri şöyle temkinli karşılıyorum, Sayın Başkan, Sayın Heyet. O da şu, bunun da altını çizerek söylemek istiyorum. Örneğin; 2003’ten beri böyle yapılmıştı, 2004’ten beri böyle yapılmıştı… Bir yanlış yapılmışsa, onu devam ettirmek bizim asla kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Ama bir doğru yapılmışsa ve bu da devamında aynı şekilde doğru şekilde tekerrür etmişse, bu gayet doğaldır. Yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurumsalı içerisindeki akışın bir parçasıdır. Bizim dönemimizde kurumsallık arayışı, insan kaynaklarının bütün bilimselliğinin arayışının yanı sıra, bu şekilde hukuki çerçeveyi de kurallarına göre sistemli ve hesap verebilir… Onun için 1600’e yakın denetim, teftiş geçirmemize rağmen tertemiziz. Yani bu 1600, altı yıllık süreçtir. Sayın Başkan, Sayın Heyet, daha önce hiç olmadığı kadar sıfırdı çünkü iç denetim mekanizmalarını da hem iştirakler düzeyinde hem kurum içindeki düzeyde en maksimum seviyeye taşıdığımızın da bu soruyla altını çizmek isterim. Teknik bir insansınız.

Bir başka yanı; bu 13 eylemin… Savcılığın bir önceki deneyiminde şöyle bir şey duyduk, yani savcılığın ifadesini aktaran bir avukatın şahitliğini söylüyorum. Bu eylemin, bu dosya için en önemli eylem olduğunu, buna çok önem atfettiğini ifade ettiğini söyledi savcı, ifade alırken. Bu 13. eylemde hiçbir tarafında olmadığını ifade ediyorsun ama yine de bilimsel ve teknik olarak… Hem İBB hem şu… Ne kadar boş, ne kadar insanların burada değil bir gününü, bir ayını, bir saatini bile geçirmesinin kul hakkı yemek olduğunun da altını çizerek söylüyorum. Hicap duyarak dinledim.

Burada bir kez daha aydınlandım. Ben yüzde 10 bilgi sahibiydim, yüzde 90’a çıktı seviyem buradaki ifadelerden sonra. Bu utanç verici süreçle ilgili teknik süreçleri uzaktan, bazen yakından, o bahsettiğiniz bilim ve teknoloji kurulunda olmanızdan dolayı, yani teknik olarak, yüksek teknolojiye bakan birisi olarak, bunun bir önem atfetseydi, böyle bir sıkıntı, böyle bir risk olsaydı, benim kapımı çalar, 'Böyle bir risk var Başkanım, bunu asla yapmayın' diyecek bir karakterde, diyecek bir konumda olduğunu da biliyorum. Beni uyarma noktasında, yetkin olmasa da böyle bir şey hissettin mi? Çünkü içinde olmadın, sen de ifade ediyorsun ama… Böyle bir şey hissettin mi? Çekindin mi bana gelmekte? Ya da çekindiysen, niye çekindin? Onu sormak istiyorum."

Melih Geçek: "Başkanım, asla çekinmedim. Bazı projelerde uyarmışlığım oldu. Ben böyle kötü bir durum olmasa da 'buna gerek yok' demişliğim olmuştur. Ama böyle bir şey hiç görmedik. Zaten firmadan da emindik. Emin olmamızın en önemli nedeni de Ziraat Bankası, Halk Bankası gibi birçok devlet bankasıyla çalışıyor olmasıydı. Kendi sistemlerimizden emindik, süreçlerimizden emindik. Tabii insanın olduğu her yerde hata olur ama olduğunda da görüp tabii ki size bunu taşıyacağız. Sonuçta yaptığımız her iyi şey de her kötü şey de size yansıyor. Ama hukuki olarak da hepimiz burada cezasını çekeriz.

Ekrem İmamoğlu: "Ne yazık ki Sayın Başkan, Sayın Heyet, bakınız, yüksek teknolojinin Türkiye’nin ihracattaki payı yüzde 3’ün altında. Çağ yüksek teknoloji çağı ve burada da yazılımcı, bilgisayar programcısı, analist, reklam işinde olan ama yine bu alanla ilgilenen insanlar var. Şu mahkemenin gündeminden sonra bu ülkede yüzde 3 değil, yüzde 0,3’ü bile bulması hayal olur. Bu davaya bu işleri sokan insanların ne kadar kötü niyetli ve ne kadar kötücül olduklarının altını çizmek isterim. Ki biz çok şeffaf bir ortamdayız. Bana herkes ulaşabilir. Ulaşmayıp bunu iddianameye taşıyan, daha doğrusu iddia makamının iddianamesine taşıyan itirafçı insanlara da buradan kınama duygumu ifade etmek istiyorum."

Melih Geçek: "Bir şey daha eklemek istiyorum. Aslında size ulaşmamıza da gerek yok. Sizinle çalışmanın en güzel yanı bu. İşte Hüseyin Gün olayında olduğu gibi… Adam gelmiş bize bir şey anlatmış ve biz adamın dolandırıcı olduğunu anlayıp bütün ilişkiyi kesmişiz. İçeriye sokmamışız bile."

Ekrem İmamoğlu: "Yine bir başka eylem, 16. eylem… Bir cep telefonu, Sayın Başkan. Bu özel durum benim cep telefonum çünkü. Yani bu soruyu sormak zorundayım, bu detay da bunu gerektiriyor. Şöyle ki, Sayın Başkan, Sayın Heyet; bu cep telefonu, tabii Melih Bey’in hatırlamaması normal ama bu cep telefonu benim 25 seneden fazla süredir kullandığım, geçmişte Trabzonspor taraftarlarının da binlerce mesaj attığı, ben o kulüpte yöneticilik, başkan yardımcılığı yaptım, iş hayatımdan gelen bir cep telefonudur. Yani bu cep telefonumu alıp, onun üzerinden insanları hapse atıp, sonra da hâlâ iddia makamı tarafından tek bir delilin sunulmamış olması… İncelendiyse bir sayfa yazılmaz mı, Sayın Başkan? Sizin dikkatinize sunuyorum. Melih Bey’e de şunu sormak istiyorum: Teknik bir arkadaşım olarak, bu kadar teknolojinin içinde bir cep telefonunun incelenmesi bir yılı aşkın süre sürer mi? Hâlâ buradan tek bir kelime bile mahkeme heyetinin önüne gelmemesini nasıl yorumlarsın?"

Melih Geçek: "Başkanım, ekleri inceledim. Açıkçası bu telefonla ilgili bir inceleme kaydı falan göremedim. Çok dosya var ama şunu gördüm: 'Şifresi verilmediği için yedeği alınamamıştır' deniyor. Ama yedek almanın dışında herhangi bir inceleme talebi ya da buna ilişkin bir yazı da görmedim. İstanbul Ticaret Üniversitesi’ne gönderilmiş ama oradan da sadece 'alındı/alınmadı' şeklinde bir rapor gelmiş.

"BİR CEP TELEFONUM YÜZÜNDEN BİR İNSANIN KARAKTERİYLE OYNANMIŞTIR, YALAN İFADELER KURGULANMIŞTIR"

Ekrem İmamoğlu: "Bakınız bir cep telefonum yüzünden bir insanın karakteriyle oynanmıştır, yalan ifadeler kurgulanmıştır. O ifade yüzünden o insanın şahsiyeti zarar görmüştür; geçmişi, geleceği zarar görmüştür. Bunu yöntem olarak belirleyen iddia makamını bir kez daha kınıyorum. Bu yanlış bir durumdur. Benim cep telefonumun hala bu şekilde gündemde tutulmasını sonlandırmanız gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda bir sorumluluk atfetmek istiyorum.

'İstanbul Senin'… Hatırlarsanız Melih Bey, bu ifade benim söylemimden doğdu. İstanbul’un İstanbullulara ait olduğu fikrinden çıkan bir slogandı. Seçimden sonra da yaygın şekilde kullandık. Sonra bir uygulama fikriyle markalaştı. 'İstanbul Senin' ile ilgili zihninde bir tereddüt oluştu mu? Böyle bir şey olsaydı bana gelip söyler miydin?

Melih Geçek: "Oluşsaydı kesinlikle söylerdim Başkanım. 'İstanbul Senin' zaten yerleşmiş bir slogandı. Birçok proje bu isimle geldi. Güvenlik önlemleri alınmıştı, testler yapılmıştı. Herhangi bir güvenlik sorunu görmedim."

İMAMAOĞLU’NDAN 'HÜSEYİN GÜN' TEPKİSİ

Ekrem İmamoğlu: Son olarak Hüseyin Gün meselesi… Bu kişiyle benimle ilgili bir diyaloğun oldu mu? Herhangi bir konuşman, mesajlaşman, karşılaşman?"

Melih Geçek: "Hayır Başkanım, olmadı".

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; 14 yıllık yol arkadaşım olan Melih Geçek gibi birinin, zorlu bir süreçten geçerek genel müdür olabildiği bir yapıyı 'özel vasıflı üye' gibi kavramlarla suç unsuru haline getirmek, kötü niyetli bir yaklaşımdır. Hiçbirimizin tanımadığı bir kişi üzerinden örgüt kurgulamak ise bu iddianamenin, iftiranamenin çöp değil, çöpün içinde çürümüş bir çöp olduğunun da alt yazısıdır." Duruşma, Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu’nun savunmasıyla devam ediyor.

MAHKEMEYE NAKİT 500 BİN LİRA GETİRDİ

Yiğit Gökçehan Koçoğlu İBB davasının en çarpıcı savunmalarından birini yaptı. Savcılığın “tanık, etkin pişmanlık ve HTS” kaydı üzerinden yürüttüğünü iddia ettiği soruşturmayı uygulamalı örnekle anlattı.

Çantasından 500 bin lira çıkardı ve “Size rüşvet verdim desem ne yapacaksınız?” dedi ve şöyle devam etti:

“Sayın başkan ben sizi 'Zaza Doğan' dosyasından tanıyorum. Şimdi ben o dosyada 'müvekkilimin tahliyesi karşılığında Selçuk Aylan’a 500 bin lira rüşvet verdim' desem ya da tahliyeler karşılığında heyetinizin tamamına para verdim desem, ne lazım? Bir, çanta lazım, burada var. (O sırada masanın üzerindeki çantayı gösterdi) İki, para lazım, 500 bin lira para var. (çantadaki paraları eline aldı paraları çıkardı) Para nerede? Burada. Çanta nerede? Burada. Ben hepinizle burada baz verdim. Şimdi ben iki sene sonra çıkıp desem ki 'Benim müvekkilimi tahliye ettiler' desem kendinizi nasıl aklayacaksınız? Buradaki insanlar böyle yargılanıyor. Benim müvekkilim rüşvetten neden tutuklandı? HTS baz kayıtlarıyla bunu çözemezsiniz. Kendinizi nasıl aklayacaksınız. Bir deli çıkıyor 'Ben para verdim' diyor ispatı yok. Buradaki insanlar kendini aklayamadı. Ben savcıya da desem aynısını nasıl aklayacak kendini. Her gün Çağlayan’dayım baz veriyorum. Savcı bey nasıl aklayacak?” Ardından Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı Necati Özkan'ın savunmasına geçilecek.

18. GÜNDE NE OLDU?

Davanın 18. gününde, veri sızıntısı iddialarına ilişkin savunma yapan sanıklar yöneltilen suçlamaları reddetti. Melih Geçek ise mahkemedeki beyanında, soruşturma ve gözaltı sürecine dair dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Geçek, gözaltı sırasında polislerin birbirlerine görüntü kaydı alınması yönünde talimat verdiğini ifade etti.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 970 87 88 | Haber Scripti: CM Bilişim