• BIST 12433.5
  • Altın 7610.33
  • Dolar 43.9501
  • Euro 51.5416
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C

Hakan Fidan’dan İran’a, ‘Ev ödevi’ göndermesi!

Hakan Fidan’dan İran’a, ‘Ev ödevi’ göndermesi!
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen, İsrail ve Amerika'yla ağız dalaşına bile, orada şey yapmaman lazım" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber’de ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik başlatılan saldırıları değerlendirdi. Fidan, şunları söyledi: “Çok kritik günlerden geçiyoruz bölgemiz adına özellikle. Şu ana kadar bölgede son 20 yıldır büyük acılar, savaşlar yaşandı ve son yaşadığımız bu büyük savaş, İran’la olan savaş. Tabii savaşın etkilerine baktığımız zaman İranla sınırlı kalmıyor. Çok önceden de tahmin ettiğimiz gibi bölgenin tamamına yayılıyor. İran’ın burada şöyle bir strateji izlediğini görüyoruz: Kendisine yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda ‘Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm’ stratejisiyle bölgedeki diğer ülkelere, özellikle enerji altyapılarına… İran şunun çok iyi farkında; bölgedeki kritik ülkelerde bulunan enerji altyapılarının dünya ekonomisi için, istikrarı için, enerji güvenliği için ne kadar önemli olduğunu biliyor. Buralara yönelik saldırılarını yapıyor. Kendisi taarruza uğradıkça baskı unsurunu buradan oluşturmaya çalışıyor.

Şimdi tabii savaşın ne kadar süreceği ne olacağı meselesi tartışmalı bir konu, çeşitli değerlendirmelere açık bir konu. Burada önemli olan şu; saldıran tarafların amaçları ne? Neyi hedefliyorlar? Burada iki tane ana amaç kümesi ortaya çıkıyor baktığınız zaman. Birinci kümede; İran’ın sahip olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir askeri profesyonel değerlendirme var. ‘Bu amaca ulaşana kadar biz bu harekatı devam ettireceğiz’ görüşü var. Diğer taraftan da bir rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekat perspektifi var. Şimdi bu iki hedefe göre savaşın süresi değişir, şekli de değişir. Yayılma tarzı, oluşturacağı riskler de değişir; bu ikisi çok farklı konsept. Dolayısıyla biz şimdiden özellikle belli ülkelerle bir araya gelerek belli bir görüş oluşturup, daha kötüye gitmesini nasıl engelleriz, bununla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz.

"İRAN’IN KÖRFEZ ÜLKELERİNİ BOMBALAMASI YANLIŞ BİR STRATEJİ"

Körfez ülkeleri, büyük bir kısmı, yani bu savaşın çıkmaması için çok çalıştılar esas itibarıyla. Yani ben yakından şahidim. Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı savaşın çıkmaması için uğraşıyordu. Yani aslında İran’ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyordu. Ama buna rağmen İran’ın hiçbir ayrım yapmadan ara bulucu Umman’ı, Katar’ı, Kuveyt’i, Bahreyn’i, Suudi Arabistan’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Ürdün’ü; yani bütün buraları bombalaması bence inanılmaz derecede yanlış bir strateji. Yani bölgedeki riski zaten çok ciddi yükseltiyor ama diğer taraftan kendisi perspektifinden bakıldığı zaman da son derece yanlış bir strateji.

Dostlarımız açısından baktığımız zaman da bizim de kendi stratejik değerlendirmemiz açısından İran adına yanlış bulduğumuz bir husus. Yani kendisi bir savaş içindeyken, bir saldırı altındayken kendisine zararı dokunmayan üslerini, bölge hava sahasını saldıran taraflara açmamış, kendinde bulunan üslerden uçakların kalkmasına izin vermemiş, bunu önceden Amerikalılara ve İsraillilere deklare etmiş ve bir nevi bir nötrlük (tarafsızlık) politikası belirlemiş, bununla da yetinmeyip savaşın durdurulması için çalışmış bu ülkelere bu türden bir taarruz; tabii ki İran’ın aslında tehdit algısının nihai kertede ne derece ciddi olduğunu gösteriyor.

"BÜTÜN SENARYOLARI MASAYA YATIRIYORUZ"

Biz kendimizle ilgili bütün senaryoları çok profesyonel bir şekilde, kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya yatırıyoruz. Tabii bu toplantılar sahadaki gelişmelere göre şekilleniyor. Yoğun bir koordinasyon faaliyeti içerisindeyiz. Özellikle bir insani cephede olan birtakım konularla ilgili yapılan koordinasyon toplantıları var. Bizim Milli Savunma’nın ve MİT’in içinde bulunduğu sürekli güvenlik değerlendirmeleriyle ilgili koordinasyon toplantılarımız var. Cumhurbaşkanımızı hemen hemen saatlik bu konularda bilgilendiriyoruz. Sürekli kendisini bilgilendiriyoruz. Varsa talimatlarını alıyoruz, onayına arz ettiğimiz hususlar var, onları arz ediyoruz.

Bu bir kriz yönetimi. Yani bu kriz yönetimine de biz devlet olarak, hükümet olarak çok alışığız, kurumsallaşmış durumdayız. Bununla ilgili takip etme, raporlama, görüş geliştirme, senaryo geliştirme… Onlarda bir sıkıntımız yok. Tabii bu senaryoların hepsini burada speküle etme durumunda değiliz. Adı üstünde senaryo. Yani biz profesyonel olarak bütün olasılıkları gözetmek durumundayız. Ona göre de ilgili devlet kurumlarıyla, kamu kurumlarıyla koordinasyonu yapmamız ve onlara “hazır ol” uyarısında bulunmamız gerekiyor.

"ŞİMDİ YENİ BİR RİSK ALANI VAR"

Şimdi burada şöyle bir husus var. Bunun uzun süreli cereyan etmesi tabii ki şu anda etkisini görmeye başladık; ilk vurulduğu yer enerji piyasaları oldu. Bu enerji piyasaları tabii daha sonra Avrupa ülkelerinde burada enerji açığına sebep olduğu gibi enflasyon üzerinde de ciddi bir baskı artışına gidecek. Biliyorsunuz Rus petrolleri üzerinden zaten piyasalar belli bir baskı altına gelmişti ama devam eden 4 yıllık savaştan sonra o bir piyasa tarafından hazmedilen, alınan bir parametreye dönüştü. Ama burada şimdi yeni bir risk alanı var. Bu risk alanına marketlerin alışması büyük bir sıkıntı oluşturacak gibi gözüküyor.

"SAVAŞIN CEPHESİNİN 2 TARAFLI GENİŞLEYECEĞİ KONUSUNDA DEĞERLENDİRME VAR"

Diğer taraftan bölge ülkelerinin, saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını kullanması durumunda, savaşın cephesinin iki taraflı genişleyeceği konusunda da bir değerlendirme var. Bu da ciddi bir bizim için risk ve problem alanı açıkçası. Çünkü o ülkelerle konuştuğum zaman şunu çok rahat görüyorsunuz. Yani sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor. O ülkelerin enerji altyapıları hedef alınıyor. Birtakım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Yani bunlar tabii ki belli bir noktadan sonra devam ederse, onların da hani sessiz kalmasını mümkün kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor.

"VATANDAŞLARIMIZIN DURUMLARINI GÜNÜBİRLİK TAKİP EDİYORUZ"

Şu anda biz çağrı merkezimiz vasıtasıyla merkezden gerçekten vatandaşlarımızın durumlarını günübirlik takip ediyoruz. Bölgedeki başkonsolosluklarımız, büyükelçiliklerimiz de alarmdalar özellikle vatandaşlarımızın sorunlarını takip etme açısından. Ama Körfez’de belli amaçla gitmiş vatandaşlarımızın geri dönüşünde, özellikle kısa dönemli gidenler, uzun dönemli orada yaşayanlar değil de bir de kısa dönemli gidenler var seyahat amaçlı, tatil amaçlı veya iş amaçlı- onların geri dönüşlerinde sıkıntılarımız var. Çünkü hava sahası kapalı. Suudi Arabistan açılmış durumda. Biz bunu anbean takip ediyoruz.

Şu anda biliyorsunuz günde 3-4 defa İsrail-Amerikan uçakları Irak-Suriye hava sahasını geçerek İran’a gidiyorlar, bombalıyorlar, sonra tekrar dönüyorlar üslerine. Çok yoğun bir hava trafiği var. Buna mukabil İran’ın Körfez ülkelerinin tamamına gönderdiği balistik füzeler var ve daha yavaş giden dronlar var. Bunların gitmesi çok uzun zaman alıyor. Balistik füze en uzak mesafeye 8-9 dakikada gidiyor ama dronlar 3 saat, 4 saat, 5 saat gidenler var. Yani hava sahası tamamıyla silahlı dronlar ve uçaklarla kaplı durumda. Tabii sivil trafiğin orada işleme şansı yok. Bu operatif yoğunluğun, operasyonel yoğunluğun biraz azalması veya inşallah durması sonrasında ben trafiğin açılacağını düşünüyorum.

"BİZİM SINIR GÜVENLİĞİMİZ GERÇEKTEN ÇOK İYİ"

Biz ilgili kurumlarımızla bir araya gelerek koordinasyon toplantılarında bütün senaryoları çalışıyoruz. Bunlarla da ilgili tabii ki hazırlıklarımız var. Yani en kötü senaryo durumunda hani böyle bir göç dalgası olabilir diye görüyoruz. Bunun karşılanması önemli. Burada ilgili kurumlarımızla konuşuyoruz. Bizim sınır güvenliğimiz gerçekten çok iyi. Özellikle Suriye’de olan olaylardan ders alınarak İran sınırı boyunca da duvarlar örüldü biliyorsunuz geçtiğimiz yıllar içerisinde. İran da bunu birkaç defa protesto etti açıkçası; “Niye buraya duvar örüyorsunuz?” diye. Öyle serzenişleri olmuştu. Ama şimdi geldiğimiz noktada görüyoruz; yani sadece terörle mücadele, kaçakçılığı önleme amaçlı değil, Allah korusun böyle bir durumda da şu anda aldığımız sınır güvenliği tedbirlerinin ne kadar gerekli olduğunu da görüyoruz.

"HER TÜRLÜ SORUNA KARŞI GEREKLİ TEDBİRİ ALMIŞ DURUMDAYIZ"

Türk milleti feraseti gerçekten yüksek, olayları ifade etmeden derinliğine anlama durumunda olan aziz milletimizin buradaki karşı karşıya kaldığı durumun da ne olduğunu çok iyi anladığını biliyorum. Şimdi buradaki durumda bizim Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya koyduğumuz politika şu ana kadar çok şükür bölgede bizi birtakım sıkıntılardan beri tutarken diğer taraftan da hani daha istikrar sağlayıcı bir aktör olmamızı sağladı. Biz bu sıkıntılı dönemde de aynı şekilde hem bölgemiz için hem komşularımız için, bölge halkları için gerçekten bir umut kaynağı, bir istikrar kaynağı olmaya devam edeceğiz; kendi ülkemizin, devletimizin menfaatlerini korurken.

Ama giderek daha da çetrefilleşen bir denklemin içerisindeyiz bölgede. Her an için her türlü kazanın veya art niyetli girişimin olması da mümkün olabilir. Dolayısıyla diplomatik, önleyici diplomasi dediğimiz tedbirleri alırken diğer taraftan her türlü sıcak bir kinetik olana da hazır olmak gerekiyor. Bunun olması da kimseyi şaşırtmamalı eğer bize bir şey olması durumunda. Ama dediğim gibi bizim birinci önceliğimiz bölgede cereyan eden bu savaşı bir an önce durdurmak.

Türkiye aslında Cumhurbaşkanımızın bizlerin yaptığı müdahaleler bu yönde oldu. Savaşı bir müddet ertelettirmeyi başardık ama bir noktadan sonra taraflar istediklerini alamadılar. İnşallah yani bundan sonra bizim ortaya koyacağımız çabalarla bir ateşkese ulaşabiliriz. Ama savaşın belli bir süre daha devam edeceğini öngörüyoruz. Bu da bir realite. Sayın vatandaşlarımıza şunu ifade etmek istiyorum; her türlü soruna karşı gerekli tedbiri almış durumdayız, müsterih olsunlar. Başka da bir şey demiyorum”.

ERDOĞAN - TRUMP GÖRÜŞMESİ

Fidan, ocak ayında savaş açısından “havaların çok ısındığını” belirterek 27 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin tarihi bir görüşme olduğunu, o günlerde ABD’nin saldırıyla ilgili bir karar verme arifesinde bulunduğunu aktardı. 30 Ocak’ta, İstanbul’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’yi ağırladıklarını hatırlatan Fidan, Amerikalılarla yaptıkları görüşmelerde, saldırı konusunda çok ciddi ve karar baskısı altında olduklarını gördüğünü söyledi. Fidan, “Hatta bir gece beni aradılar. Ben anladım ki o noktada bir sıkıntı var. Ocak ayı içerisinde. Cumhurbaşkanımıza konuyu arz ettik. Bir telefon görüşmesi de yaptık. O günler gerçekten çok karanlık anlardı. Bu savaş çıktı çıkacak, saldırı oldu olacak” şeklinde konuştu. Fidan, taraflarla yaptıkları görüşmelerde, Amerikalıların dört meseleyi aynı anda İranlılara dayatıp meseleyi çözmek istediğini ama İranlıların bunu istemedikleri bilgisini verdi.

Fidan, şöyle devam etti:

“Biz dedik ki ikisini siz tartışın, ikisini de biz bölge ülkeleri olarak tartışalım. Böyle bir aslında görüşme mimarisini önceden oluşturduk. Bunu Amerikalılara anlattığımızda tamam dediler. Hemen de gelebiliriz dediler aslında. İranlı (Erakçi), “Ben bir gideyim bunu kendi karar mercilerimden bir geçireyim” dedi. Kendi karar mercilerinden geçirdi, eski formata döndü. Hatta şunu gördüm, bir-iki gün içinde çıkması muhtemel savaş bir müddetliğine durdurulmuştu. Hatta o sırada yapılan mülakatta da, bana sorulduğunu da söylemiştim. Şu an itibariyle savaş yok. En son herhalde 8-9 Şubat’ta bunu söyledim. Savaş, 28 Şubat’ta daha sonra çıktı”.

İran ve ABD’liler arasında farklı tarihlerde görüşmelerin olduğunu dile getiren Fidan, görüşmelerde en azından karşı tarafın tutumu kabul edilmese de Amerikalıların “Tamam ben bu görüşmelerden çekiliyorum, benim istediğim sonucu vermedi” resmi beyanında bulunması gerektiğini aktardı. Fidan, 27 Şubat’ta yapılan görüşmeden sonra üç tarafla da görüştüğünü, durumun iyi gitmediğini anladığını ve bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da ilettiğini kaydetti.

İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve hızıyla, Amerikalıların ihtiyacı olan çözüm ve hızın başka olduğunu vurgulayan Fidan, görüşmelerin devam etmesi halinde nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabileceğini düşündüğünü söyledi. Fidan, “İranlılar bir şeyleri verme karşısında bir takım şeyleri istiyorlar. Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı da bir zaman baskısı altında. Bir tarafların da İsrail’in muazzam bir baskısı var. Ben şuna inanıyorum, yani İranlılar aslında Başkan Trump’ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup, onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olanda hayır vardır diyelim. Onlar farklı değerlendirdiler tabii durumu ve bugün 28 Şubat itibariyle de savaş başladı” dedi.

SAVAŞIN DURMASI İÇİN ARABULUCULUK GİRİŞİMLERİ

Savaşın durması için arabuluculuk girişimlerine dair Fidan, “İran bu noktada tabii ki ateşkese daha açık bir durumda bir taraf ama Amerika’yı özellikle ikna edecek argüman setini ortaya bulup bu argüman setinin de İranlılar tarafından kabul edileceğini varsaymak gerekiyor. Sonra bunu oluşturduktan sonra uygun olan müzakereci aktörün bunu alıp, uygun şekillerde tarafları, kimsenin aşağılanmadığı, kaybediyor gözükmediği, herkesin kazanıyor gibi çıktığı bir noktada yürütmeniz gerekiyor” diye konuştu. Kendileri için arabulucu aktörün kim olduğunun önemli olmadığını vurgulayan Fidan, Türkiye’nin de bu noktada rahatlıkla arabulucu olabileceğini ama şu an teklif edilecek hususların altının iyi doldurulması gerektiğini söyledi. Fidan, çok sayıda görüşme yaptıklarını belirterek, şu anda “ateşkese nasıl ulaşılabilir” arayışının olduğuna dikkati çekti. Bu savaştan dolayı bölgenin daha kötüye gitmesini engellemek için çabalar ortaya koyulması gerektiğini aktaran Fidan, şunları kaydetti:

“Bu noktada İsrail’i de durduracak aktör Amerika. Amerika’ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor. Bölge ülkeleri tarafından ve Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki ülkeler, işte bu ülkeler, Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri. Şimdi bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de tam bunun merkezindeyiz, bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu açıkçası, burada detayına girmek istemiyorum”.

"BELKİ İRAN’DAKİ YENİ LİDERLİK, BU NOKTADA DAHA ESNEK BİR TAVIR ORTAYA KOYABİLİR"

Bazı aktörlerle yaptıkları görüşmelerde oluşan birtakım fikirlerin bir zeminde bir araya getirilebileceğini aktaran Fidan, ABD ve İsrail tarafının önünde iki senaryo olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

“Birisinde askeri imkanların yok edilmesi İran’a ait, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften hangisini tercih edeceğinize göre harekatın süresi değişecek ve çapı da değişecek. Oluşturacağı artçı riskler de değişecek. Umalım ki Amerikalıları birincisinde sabit tutalım çünkü diğerine gitmek demek daha farklı senaryoların ve risklerin bölge açısından işin içine dahil olması demek”. Fidan, müzakerenin en azından buradan başlatılabileceğine işaret ederek, “Belki İran’daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir. Ben yeni liderliğin de açıkçası savaşı durdurmak için bir fırsat olabileceğini değerlendiriyorum” dedi.

"İRANLILARIN ÇOK AŞAĞILANMAYACAĞI AMA BAŞKALARININ DA ENDİŞELERİNİN KARŞILANACAĞI BİR DENKLEM"

İran’ın, ülkede yeni lider seçilene kadar geçici üçlü heyet tarafından yönetileceğini anımsatan Fidan, “Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. Tabii İranlıların hani çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa savaşın kendisinin bizatihi uzaması, her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor” ifadelerini kullandı.

İSTİHBARAT VE SAVUNMA KAPASİTESİ

Fidan, İran’ın yıllardır bir savaş psikolojisi ve savaş ortamında olduğunu ancak Irak-İran Savaşı’ndan beri kendi evinde bu türden bir saldırıya hiç uğramadığını ve vekil unsurlar üzerinden bir yerlerde bulunduğunu belirterek, ülkenin son bir yıldır büyük taarruz altında olduğunu ve son 6-7 yıldır İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar düzenlendiğini anımsattı.

“Bunları önlemede başarısız olunması ayrı bir konudur ama faillerin bulunması da en azından beklenir istihbari çalışmalarda. Bunların failleriyle ilgili epey çalışmaları da oldu ama o kadar yoğun bir faaliyet yoğunluğuyla karşı karşıya ki… Sadece İsrail değil, başka ülkelerin de İran’a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri var, örtülü faaliyetleri var.” diyen Fidan, bütün bunlara karşı tedbir alınmasının İran’ın kendi meselesi olduğunu ve nelerin atlandığı konusunda spekülasyona girmek istemediğini kaydetti. Fidan, Türkiye’nin uzun yıllardır istihbari yeteneklerin geliştirilmesine önem atfettiğini anlatarak, savaşa istihbarat, güvenlik, askeri operasyonlar, harekat kararları ve zamanlama gibi konular üzerinden baktığını söyledi.

"SEN EV ÖDEVİNİ YAPIP YETENEKLERİNİ GELİŞTİRMEDİYSEN İSRAİL’LE, AMERİKA’YLA AĞIZ DALAŞI YAPMAMAN LAZIM"

Bakan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siber istihbarat, sinyal istihbaratı, elektronik istihbarat, önleyici istihbarat, hava izinlerinin bulunması, görüntü istihbaratı uzaydan… Bir defa bu noktalarda sen ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen İsrail’le, Amerika’yla ağız dalaşına bile, orada şey yapmaman lazım. Buralarda kusursuz bir durumda olması lazım bir gücün, eğer gerçekten böyle bir mücadeleye kendisini hazırlıyorsa. Onun dışında hava savunma sistemleri, radar sistemleri, karıştırıcı sistemler konusunda da çok etkili olması lazım ki bir ülke kendi gökyüzünü koruyabilsin. Şimdi senin liderliğin veya diğer insanlar… nerede olduğunu diyelim telefonları hacklediler, buldular. Bu bir yetenek. Ama gelip onu havadan vurması, senin hava sahana girmesiyle mümkün”.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 970 87 88 | Haber Scripti: CM Bilişim