• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -8 °C
  • İzmir 2 °C

Kurtulmuş: Savaş değil, savunma tezkeresi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, bugün Meclis'te oylanacak Suriye tezkeresinin savaş tezkeresi değil, savunma tezkeresi olduğunu söyledi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, NTV yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
 
Kurtulmuş, bugün Meclis'te oylanacak Suriye tezkeresiyle ilgili "Kimse endişe etmesin bu savaş tezkeresi değildir, savunma tezkeresidir" dedi.
 
Tezkerenin gündem şekli özellikle ana muhalefetin eleştirisi ile konuşuluyor. Bunun bir savaş tezkeresi olduğunu söylüyorlar. Savunmaya yönelik bir tezkere değil mi?
 
4 Ekim’e kadar devam eden bir tezkere mevcuttu. 4 Ekim’e kadar Suriye’de barışçıl bir sonuç çıksın beklerdik. Ama maalesef iç savaş daha da gergin hale geldi. Bu iç savaş Türkiye'yi tehdit eder boyutlara geldi. Bu tezkere tamamıyla bir savunma tezkeresidir. Türkiye'nin ne Suriye ne de bölgesindeki bir başka ülkenin iç karışıklığına fiili müdahale etme niyeti yoktur. Ama neticede kendi topraklarına yönelik bir saldırı olacaksa buna karşı bir tedbir olması bakımından gündeme getiriyor. Ümit ederiz ki bu tezkere hiç kullanılmaz. Kimsenin endişe etmesine gerek yok bu bir saldırı tezkeresi değil.
 
Sınır ötesi operasyon tezkeresi de gelecek görünüyor. Aynı mı olacak? Çünkü çözüm süreci olunca bu soru ortaya çıkıyor.
 
Tezkerenin nasıl geleceğini bilemiyoruz ama Türkiye'nin bir daha sınır ötesi operasyonlara ihtiyacı olmayacağı bir sürece girilmesidir. Burada asıl olan sürecin hangi takvim içinde işlediğinden daha önemlisi hem iktidarın siyasi kararlılığını sürdürmesi hem de örgütün silah bırakma iradesinin devam etmesidir. Halkın çözüm sürecine vermiş olduğu destek sürmektedir. Yaklaşık 9 aydır Türkiye'de çok şükür kimsenin ölmediğinden hepimiz memnuniyet duyuyoruz. Çözüm süreci Türkiye'de toplumun geniş kesimlerinin destek vermiş olduğu bir süreçtir. Her kim bu süreci baltalamaya yönelik bir eylem veya söz içinde olursa bunu yapanlara zarar verir.
 
Suriye’den gelen göçmenler artık Türkiye'nin içine doğru yayılmaya başladılar. İstanbul’da belirli yerlerde parklarda yaşıyorlar. İktidar partisinde bu konuda neler gündeme geldi?
 
Her toplantımızdan bu konuyla ilgili görüşmeler oluyor. Şimdi biz bu meselenin ikiye ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Birisi siyasi tarafı. Maalesef Suriye’deki iç savaş daha doğrusu Esad rejiminin halkına karşı sürdürmüş olduğu savaş artık uluslararası bir nitelik arz ediyor. Burada siyasi olarak Türkiye, baştan itibaren müzakereye dayalı bir sistemin olması ve bir an evvel bunun sonlandırılması konusunda fikirlerini sürekli ifade ediyor. Tabii ki siyasi sorunu çözmek tek başına Türkiye'nin altından kalkabileceği bir şey değildir. Biz müzakereye dayalı Suriye’deki bütün tarafların, halk kitlelerinin işin içinde olduğu bir çözüm sürecinden yanayız. Bir de meselenin insani tarafı var. Türkiye, yurdumuz sadece bugünkü 780 bin kilometre kareden ibaret değildir. Manevi anlamda çok geniş bir coğrafyanın da esenlik adasıdır. İçine kapalı bir devlet mantığında 'onlar orada kalsınlar, ne kadar zulüm görürlerse görsünler' denirdi. Türkiye gerçekten burayı bir esenlik yurdu olarak kabul etmiştir. Özal zamanında o günkü yönetim Bulgaristan’daki dostlarımıza, Saddam’dan kaçanlara da aynı şekilde sınırlar açılmıştı. Şimdi çok ciddi bir mali yük Türkiye'nin üzerinde; yerleşimlerinden, sağlık hizmetlerine, eğitimlerinden birçok sorunları olduğunu biliyoruz. Ama biz zulümden, despotluktan kaçana 'dur, sen orada öl' diyemeyiz. İnsani olarak bu sınırları açmak zorundayız. Uluslararası camia insan haklarından, göçmen haklarından bahsedenlerin Suriye’den gelen göçmenlerle ilgili ufak katkılar dışında bir katkı yapmadığını biliyoruz. Şu ana kadar devletin 2 milyar dolara yaklaşan bir maliyeti olduğunu biliyoruz. Birçok sivil toplum kuruluşunun destekleri olduğunu biliyoruz. Biz bu bölgenin bu coğrafyanın hatta dünyanın belki hayatta kalan son esenlik adasıyız.
 
Parti kurullarında aldığınız bilgiler doğrultusunda büyük bir göç dalgası konusunda ne dersiniz?
 
Zannetmiyorum. Suriye'ye uluslararası camiada özellikle kimyasal silah kullandıktan sonra bir kısmı gönüllü, bir kısmı gönülsüz baskıların olduğu görülüyor. Zaten, çok doğrudan bir şekilde Esad yönetimi de kimyasal silahlarının olduğunu kabul etmiş. Bundan sonrada rejimin atacağı adımları kısıtlayan gelişmelerdir bunlar. Bu bir miktar yaşananları hafifletecektir diye düşünüyorum. Ama Suriye’yi bundan sonraki süreçte en fazla bekleyen tehlikelerden birisi Suriye’nin Balkanlaşması tehlikesidir. Üçe bölünmüş Suriye ve her birinin içinde ayrı yönetim sorunlarının bırakıldığı bir Suriye olmaz inşallah. Uluslararası camia sorunu çözme konusunda iradesinin ne kadar zayıf olduğu bu meseleyle bir kere daha ortaya çıktı. Bir kere daha BM’nin sorgulanması gündeme geldi. Gördük ki; Ruanda’dan sonra Bosna Hersek’ten sonra, Irak’tan sonra Afganistan’dan sonra Suriye’de de bir kere daha BM sınıfta kaldı. BM sisteminin dünyada artık barışı sağlamadığı tam tersine savaşların, iç savaşların altyapısını hazırlayan bir kuruluş bir haline döndüğü anlaşılmış oldu. Elinde silah olan, güç olan her türlü barbarlığı zulmü yapan eğer arkasında BM genel kurulunda bir dayısı varsa, kendisini koruyan arkasını yasladığı bir büyük güç varsa bu zulme devam ediyor. Zulmü destekleyenler de bir müddet sonra zalimlerin yapmış olduğu işlerden etkileniyorlar. Önceden belki Türkiye yalnızdı ama göreceksiniz biz yakın bir gelecekte BM’nin yeniden yapılandırıldığına şahit olacağız. BM sadece gücü olanların, dünyada siyasal ve askeri gücü olanların borusunun öttüğü bir mekanizma olarak devam edemez. 5 ülke bir tarafta, 195 ülke bir tarafta böyle bir dünya olamaz. Şu anda çok somut bir proje etrafından değil ama bir niyet etrafından konuşuyoruz. Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'nın güç dengeleri içinde hepsi çıkara ve güce dayalı bir takım prensipler veya kavramlar dizini. Halbuki insanlık artık bir takım prensipler seti kurmak zorunda ve bunun temelini adalet oluşturmalı. Bunu da sadece bir söz, bir temenni olmaktan çıkartan, adaleti evrensel normları içinde tanımlayan bir yapı içine dönmeli. Bu adaleti sağlayacak mekanizmalarında bütün ulusların kuvvetli kuvvetsiz, elinde silahlı olan olmayan, gelişmiş gelişmekte olan bütün ülkelerin işin içinde olduğu ülkelerin çoğunluğunun kabul ettiği istikamette dünya sisteminin yönelmesini sağlayan bir mekanizmaya ihtiyacı var. Asıl olan bu niyetin dünya gündeminde olmasıdır.
 
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim