İki aydan bu yana ABD-İsrail-Türkiye arasındaki yaşanan diplomatik savaşta Yunanistan'ın piyon rolü oynadığı bellidir." Tirajı haftada 14.908 olan Pontiki haftalık mizah gazetesinin 19 Ağustos 2010 tarihli sayısında ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haber-yorumun çevirisi şöyledir:
"— İsrail, Türkiye hava sahasını kapattığı için Yunanistan'ın hava sahasını kullanmak istiyor.
— Washington'daki güçlü Yahudi lobisi Türkiye'ye karşı daha sert bir tutum benimsemesi yönünde Beyaz Saray'a baskı uyguladı, Beyaz Saray da isteneni yaptı.
Ancak her zaman pek de sevilmese de Türkiye'nin hem İsrail'in hem de ABD'nin zorunlu müttefiki olduğunu unutmayalım. Arap dünyasının yarısıyla sınırı var ve İncirlik üssü ikmal ve ajanlık alanında her zaman çok değerli bir silah durumunda.
Görüştüğümüz bazı Batılı diplomatlar "üçü anlaşır anlaşmaz -ve Erdoğan iktidardan düşse de düşmese de anlaşacaklar- Yunanistan elinde anlaşmalarla kalacak" görüşündeler. Karışık bir dönemde yön değiştirerek, İsrail yönünde köprüler kurduğuna dair leke de üstünde kalacak. Üstelik Yunan ekonomisine yatırım yaparak bizi kurtarması için yalvardığımız Arap dünyası bu gelişmeden yoğun bir şekilde hoşnutsuzluk duyuyor.
--Rastlantılar çok--
Başbakanlık, Netanyahu'nun ziyaretini önemsemediğini göstermek için yoğun çaba harcadı fakat başarmadı. Ziyaret tarihi olarak 6 Ağustos yani Yunanlıların haber izlemediği, okumadığı, dinlemediği bir gün seçilmiş olabilir fakat her şey tam hesaplanmamış. İsrail, Netanyahu'nun gelişinden üç gün önce öyle bir bilgilendirme yaptı ki haber bütün uluslararası basında birinci sırada yer aldı ve hatta "ziyaretin önemi" hakkında analizler bile yapıldı.
İsrail'in en büyük hedefi, topu Türkiye'ye atmaktı ve bunu da başardı. Gazetemize açıklamada bulunan diplomatlar Netanyahu ziyaretiyle paralel gelişen, birbirlerine bağlantılı ve durumun ne kadar kritik olduğunu gösteren üç olaydan söz ettiler:
1. İsrail Başbakanının Yunanistan'a gelişinden üç gün önce, Tel Aviv ziyareti uluslararası düzeyde en önemli olaylardan birisi olarak lanse ederek, statüsünü yükseltirken,
- Türk hükûmeti Heybeliada Ruhban Okulunun açılması konusunu tekrar gözden geçirme niyetinde olduğuna dair haberler sızdırdı. Bunun Yunanistan'ın sabit tezlerinde olduğu biliniyor.
- Trabzon'daki ayini, ülkemize ve AB'ye karşı önemli bir ödün ve iyi niyet hareketi olarak ön plana çıkardı. Ancak karşılık olarak Atina'da en kısa zamanda bir caminin açılmasını istedi.
- Ayrıca Kıbrıslı Türklerin lideri Derviş Eroğlu'ndan, görüşme masasından bütün önerileri geri çekerek, sadece Hristofyas'ı değil BM'nin özel arabulucusunu da şaşkınlıktan donakalmış bırakarak, Kıbrıs hükûmetiyle görüşmelerde daha sert bir tutum benimsemesini istedi.
Sopa-havuç ve Kıbrıs Rum çıkarlarının yönetimi: Türkiye, İsrail'le anlaşacağımıza çıkarlarımız için onunla anlaşmamızın daha önemli olduğunu göstermeye çalıştı.
2. Netanyahu'nun geldiği gün "Financial Times" Başkan Barack Obama'nın Başbakan Erdoğan'a İsrail ve İran yönünde tutumunu değiştirmezse, silah satışlarının dondurulacağına dair "uyarısını" yayımladı. Beyaz Saray'dan sızan haber, Yunan basınında doğru yorumlanmadı. Özellikle Türkiye ile ilgili olarak ABD'nin "eski müttefiki" gibi ifadeler üzerinde durdu. Aslında durum biraz farklıydı.
- Sızan bu "Financial Times" haberi, Obama ve Erdoğan arasında 20 Haziran'da G20 toplantısı sırasında yapılan bir konuşmayla ilgili, yani iki ay önceye aitti.
- Haberin sızdırılma zamanı tesadüf değildi. İsrail eş zamanda ABD'ye ve Türkiye'ye mesaj gönderdi. Yunanistan da "yem" oldu.
- Türkiye'ye yönelik "tehdit" ise, Ege'de bütün dengeleri bozabilecek dev silahlanmalarla ilgili değildi, Kürtlerle savaş için kullanılan insansız küçük uçaklarla ilgiliydi.
3. Mahmut Ahmedinejad'a suikast teşebbüsünde birkaç gün sonra, Netanyahu'nun ziyaret gününde (Pazartesi) İran üçüncü bir uranyum zenginleştirme fabrikası açacağını açıkladı.
Birkaç saat sonra ABD'nin BM eski Büyükelçisi John Bolton, İsrail'in İran'ı bombalamak için birkaç günü kaldığını söyledi. İşin garip tarafı Sayın Bolton'la yapılan mülakatın 13 Ağustos'ta banda alınmış olması fakat pazartesi günü yayınlanmasıydı.
Aynı zamanda "Atlantic Monthly" dergisinin eylül sayısından Jeffry Goldberg adlı uzmanın analizi yayınlandı. Yazıda İran'ın Rus akaryakıtıyla ilk nükleer elektrik santralini çalıştırmaya hazırlandığı, ay içinde İsrail'in ani olarak bombalamaya başlamasıyla İran'ın bütün nükleer tesisleriyle birlikte bunun da bombalanması olasılığını gündeme getirdi. Birkaç gün önce İran hükûmeti birinci Başkan Yardımcısı Muhammad Rıza Rahimi ülkesine karşı uygulanan uluslararası yaptırımlar nedeniyle İran'ın önümüzdeki dönemde dolar ve avro (iki pis parayı) kullanmayacağını, yerine İran riyalini ve ülkesiyle ticaret yapan ülkelerin paralarını kullanacağını açıkladı.
Orta vadede İran, ürünlerinin yüzde 27'sini ithal ettiği AB'den ithalatları sonunda yok emek amacıyla böyle bir sınırlama planlıyor. Ortam her bakımdan tam bir soğuk savaş ortamı ve kimse bu ortamın aşırı derecede ısınıp ısınmayacağı veya ne zaman ısınacağına dair öngörüde bulunamıyor. Ancak Yunanistan'ın maceraperestliğinin ABD-İsrail-İran-Türkiye dörtgeninde çok tehlikeli olduğu açıkça görünüyor.
--Yunanistan'ın Rolü--
Yunanistan bu diplomatik denklemin neresinde bulunuyor? İsrail'in İran'ı bombalanması durumunda nasıl bir rol oynayacak? Silah siparişini iptal etmekle Rusya'yı aynı zamanda Arap dünyasını uzaklaştırarak hiç bir kazanım sağlamadan Türkiye yönünde tahrik edici bir tutum benimsedikten sonra, ülkemiz acaba hangi eksende? İster istemez geriye Yunanistan'ın çıkarlarını savunmaya yönelik en küçük bir niyet göstermeyen ABD-İsrail-İngiltere ekseni kalıyor.
-Şu anda nasıl gelişeceği bilinmeyen bir satrançta "piyon" rolündeyiz. En aşırı senaryoya göre intihar "kamikazeleri", tercihlerimiz nedeniyle kapımızı vurmaya başlarsa bizi kim koruyacak?
Şu anda ekonomik açıdan kanayan bir ülkeyiz. Tamamen yabancıların yardımına bağlıyız. Dış politikamızı da dışarıya teslim edersek elimizde hiç bir şey kalmayacak.
Yabancı danışmanlarla dolan Başbakanlığın duyamadıkları var, PASOK da mı duymuyor? Sol bir yana diğer muhalefet partileri ne yapıyor?
--Ege'de İsrail gözü--
Ve gelelim konunun özüne. Başka bir ifadeyle "güvenlik" genel başlığı altında imzalanan anlaşmalara. Açıklanan Yunanistan-İsrail ortak askeri tatbikatları ve açıklanmayan polisimizin ve diğer emniyet birimlerinin teknolojik ve elektronik desteği en deneyimli diplomatlar arasında dahi karışıklık yaratan yeni verilere yol açıyor.
- Çünkü Pandora'ın kutusunu açmaya hazırlanıyoruz ve bizi yönetenler tehlikeli bir dayanılmaz bir hafiflikle konuya yaklaşıyorlar.
- Çünkü hepsi dostumuz, İsrail, Türkiye ya da Araplar diyemeyiz. Bugünkü koşullarda bu imkânsızdır.
- Örneğin Başbakan, PASOK kurucusunun kişisel ilişkilerini kullanarak, Libya'ya ve diğer zengin Arap ülkelerine Andreas Papandreu'nun oğlu olarak gitti ve Yunanistan'ı iflastan kurtarmak amacıyla Kaddafi'den mali yardım istedi,
- Türkiye'ye dostluk "saldırısında" bulunarak Erdoğan'ı iki ay önce Atina'ya getirmesi,
- Haziran ayında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas'la "Camp David" şeklinde bir girişimle Filistin konusunun çözümlenmesi yönünde ortak bir girişim başlatması ve şimdi de Filistinlileri yok etmeye yönelik sabit tezler dile getirmiş olan, sağ ve aşırı sağcı partiler tarafından desteklenen Netanyahu'yu Atina'ya getirmesi mümkün değil.
Merhum Rabin ya da daha ılımlı olan Şimon Peres olsaydı ziyaret belki de hazmedilebilirdi. Ama Netanyahu? Birkaç yıl önce adı resmen skandallara karışmış olan, Filistinlilerin Ürdün ve Suriye'ye "itilmesi" amacıyla aşırı sağcı partilerle yer altından anlaşmalar yapmakla suçlanan, "Utanç Duvarını" inşa eden Netanyahu mu?
Bütün bunlar dışarıya çelişkili mesajlar gönderiyor ve hükûmetin bir karışıklık içinde bulunduğunu gösteriyor. Sadece kayıtsız şartsız IMF'ye teslim ettiğimiz ekonomi konusunda değil. Başbakanın yıllarca hizmet verdiği dış politikada da Pandora'nın kutusunu açmaya hazırız. Tanrı yardımcımız olsun."
Güncel haberler için AksiyonHaber'i takip edin.
İSTANBULHABER AJANSI












































