• BIST 106.711
  • Altın 143,532
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 33 °C

"Yevmiyeli stajyerdim"

"Yevmiyeli stajyerdim"
Sinemamızın en unutulmaz karakterlerine hayat veren Şener Şen Ertem Eğilmez'i, genç yönetmenleri, kendisini ve Gezi'yi anlattı.

'Hababam'ın Badi Ekrem'i, 'Banker Bilo'nun Maho Ağa'sı, 'Namuslu'nun 'Ali Rıza'sı, Haraptar Köyü'nün 'Züğürt Ağa'sı, 'Eşkıya'nın Baran'ı...

Geçmişi de bilen bir emekçi olarak sinemamızın dününü ve bugününü karşılaştırabilir misiniz?
Valla sinema benim hayatta karşılaştığım en zor problemlerden biri açıkçası. Yıllardır bu işin içindeyim ama hâlâ net bir matematik formülü gibi bir tarife ulaştığımızı düşünmüyorum. Hem kaliteli hem de seyirciyi yakalayan film nasıl olur, bu keşfedilmiş değil, zaten bunu dünya sineması da bulmuş değil. Sanatın diğer dalları edebiyatta, müzikte ya da resimde meseleyi açıklamak nispeten daha kolay ama sinemada bu, karmaşık bir şey...

Zamanımızın avantajları nelerdir peki?
Günümüzde eskiye nazaran gerçekten yetenekli birinin çok büyük şansı olduğuna inanıyorum; bilgisi, görgüsü, kapasitesi olan birinin keşfedilmemesi mümkün değil. Bir yönetmen 10 dakikalık bir kısa film yapsın, internette göstersin, gerçekten değerliyse fark edilmemesi mümkün değil. Yeteneğiniz bir anlamda kartvizitiniz oluyor, kapılar açılıyor. Yeteneğin keşfedilmesi eskiden daha zordu ama bir yandan şimdinin zorluğu da maliyetlerin yükselmesi. Yarış da daha güçlü, rakipleriniz çok. Ama bunlar sadece buranın değil, dünya sinemasının da sorunları. Ama asıl mesele her zaman olduğu gibi senaryo ki bazı yönetmenler bunu hafife alıyor. "Ben 'genius'ım, işi sette çözerim" diyorlar. Evet, sinema tarihinde böyle yönetmenler vardı ama onlar kendilerine bir şey vehmetmeyen gerçekten özel adamlardı. Neyse, sonuçta bu işin formülünde ilk sırada senaryo var, sonra yönetmen geliyor. Yönetenin senaryoyu yazması tercih edilir. Çünkü o dünyayı yazan, tasarlayan daha iyi aktarır. Oyuncu ise bu dizilişte üçüncü sırada geliyor. Oyuncu bulunur; zaten çoklar, zaten herkes bu işe hevesli. Üstelik sinema tiyatro gibi oyuncunun mihenktaşı olduğu bir er meydanı değil. İyi bir yönetmen kötü bir oyuncudan bile iyi bir oyuncu yaratabilir, kurgu ve kısa plan becerisiyle parlatabilir. Gerisi zaten finans... Ayrıca günümüzde teknolojik meseleler de çözüldü ama dediğim gibi çözümleyen şey iyi bir senaryo...

Birçok unutulmaz karaktere hayat verdiniz. Bu konuda nasıl bir hissiyat içindesiniz?
Ben oyunculuğu ciddiye alıyorum. Benim derdim bu dünyada iyi filmlerde oynamak, oyunculuğumun keşfedilmemiş yanlarını hâlâ ortaya çıkarmak. Tabii ki sistem başka şeyleri empoze ediyor. Bu ortamda beni heyecanlandırmayan bir projeye evet demiyorum.

Sinemamız geçmişte hafiften hor görülür bir durumdaydı. Siz o dönemlerde bile akılda kalan karakterlere imza attınız.
Bende farkında olmadığım gözlem yeteneği vardı. Bazı insanların nasıl kulağı iyidir, gözü iyidir benim de gözlem yeteneğim iyiymiş. Adana'da doğdum ama 1950'de İstanbul 'a taşındık. Orta halli bir aileden ve sınıfsal kökenden geliyorum. Zeytinburnu'nda gecekondularda büyüdüm. Orası her sınıftan insanın buluştuğu kozmopolit bir yerdi. Belki de farkında olmadan orada birtakım şeyleri biriktirmişim ve bunlar daha sonra açığa çıktı.

Ya baba etkisi, rahmetli pederiniz Ali Şen de oyuncuydu malum...
Babamın asıl mesleği marangozluktu. Halkevleri dönemi bilenler bilir, birçok kurslar açılırdı. O da tiyatro bölümü için dekor yaparken tiyatroyla ilgileniyor. Demek ki özel bir yeteneği varmış, Adana'da parlak bir oyuncu olarak hatırlanıyor. İstanbul'a taşınınca da hem marangozluk hem de tiyatro devam ediyor. Aslında babam çok değişik bir insandı, bütün bunlara devam ederken bir ara bir iplik fabrikasında usta olarak bile çalışmıştı. Onu Adana'dan tanıyan Muammer Karaca yardımcı oluyor derken burada da tiyatrolarda oynamaya başladı, sonra da sinemaya geçti.

OYUNCU OLMADAN ÖNCE ÖĞRETMENDİM

Sizin öykünüze dönersek...
Valla ben her türlü işe girip çıkıyordum. Buna şoförlük de dahil. Sonra Kepirtepe Öğretmen Okulu'nu dışarıdan bitirdim ve öğretmenlik yapmaya karar verdim.

'Hababam' serisindeki 'Badi Ekrem' ve 'Gönül Yarası'ndaki Nâzım karakterleriyle öğretmenliğe bir anlamda geri döndünüz. Ne kadar yapmıştınız ve niye bırakmıştınız?
İki buçuk-üç yıl kadar yaptım. Belki de şundan: Benim tercihim sınıfsal bir refleksti. Burjuvaysanız işiniz kolay; eğitiminiz var, yol göstereniniz var, seçeneğiniz var... Yeteneğiniz varsa zaten küçük yaşta keşfediliyorsunuz. Biz ise sadece hayat derdindeydik.

Ama büyük oyuncular da o sınıftan çıkmıyor genellikle...
Zaten onlar da oyuncu olmak istemiyor, holdingin başına geçiyor. Bizimse imkânlarımız olmadığı için şoförlük, pazarlamacılık, işportacılık yaptık. Ama bunlar da sizi bir şeye hazırlıyormuş: Kendinizi keşfetme dönemine. Öğretmenliğe gelince ben bu işi ciddi biçimde seçtim. Bu seçimde de aslında sınıfsal bir refleks var. Çünkü bizim kesimdeki insanların tek güvencesi devlete kapılanmaktır; çünkü orada iyi kötü bir para alırsın, yükselmesen de aç kalmazsın. Bu arada şunu da söylemeliyim: İçimde hep tiyatroya ilişkin bir kıpırtı var, amatör olarak sürdürüyorum.

Burada rol model olarak baba etkisi olabilir mi?
Kim bilir, olabilir belki de. Fakat şöyle bir etki de var: Sinemadan hiç hoşlanmıyorum, hatta nefret ediyorum çünkü babamın sefil halini görüyorum, düzenli para alamıyor, yevmiyeyle çalışıyor. Diyorum ki, tiyatro olabilir ama sinema olmayacak. Üstelik tiyatroda yine tıpkı memurluk gibi düzenli bir maaş var. Kendime hedef olarak 'Şehir Tiyatroları'na girmeyi koydum. Kafamda öğretmenliği bitirdim ama bundan kimsenin haberi yok, "Ben oyuncu olsam iyi olur" diye kendi kendime düşünüyorum. Sonra istifa ettim, döndüm İstanbul'a.

Herhalde yeni zorlu bir dönem.
Evet, bir sürü zorluklar oldu. Oyuncu olarak almadılar önce, 1967'de figüran olarak girdim. Nedeni de basit: Konservatuvar eğitimim yok. Kalabalık rollerde yevmiyeli stajyerdim.

İlk oyunu ve rolünüzü hatırlıyor musunuz?
'Romeo ve Juliet'teki düşman ailelere mensup biriydim ve tek repliğim, "Hey bakın burada" gibi bir şeydi. Başrollerde Cüneyt Türel'le Tijen Par vardı ve "İşte onlar oyuncu" diye imrenerek bakardım... Orada gelişme hızlı oldu, kısa zamanda iyi roller oynadım Şehir Tiyatroları'nda: 'Seferi Ramazan Bey'in Nafile Dünyası', 'Zengin Mutfağı', 'Aslan Asker Şvayk' vs....

Başrol mü oynuyordunuz?
Evet.

'Zengin Mutfağı'nı daha sonra sinemada da oynamıştınız. İlginç olmuş.
Evet, malum oyun bir Vasıf Öngören klasiği. Tiyatrodaki oyunu Başar Sabuncu yönetmişti, sinemada da yine o yönetti. Gerçekten ilginç olmuştu.

Sinemada sizi kim keşfetti?
Valla Arzu Film diyebiliriz. 'Badi Ekrem'le başladı her şey. Ondan evvel de bazı filmlerde oynadım. Hulki Saner'in 'Bak Yeşil Yeşil'i vardır mesela. Ahmet Özhan, Hale Soygazi başrollerdeydi. Orada Ahmet'in menajerini canlandırıyorum, yok böyle kötü oyunculuk... Ben olsam oradaki performansımı okullarda "İnsan nasıl bu kadar kötü oyuncu olur?" diye gösteririm. O kadar kötü yani. Ama dediğim gibi kitlelerin beni tanıması 'Hababam serisi' ve 'Badi Ekrem'le oldu.


ERTEM ABİ 'BU ROLÜ SEN OYNUYORSUN' DEDİ VE...

Peki 'Badi Ekrem'i nasıl bir hissiyatla canlandırmıştınız?
Valla gene gözlem gücüne dayanan bir şeydi. Mesela biz Yavuz'la (Turgul) karakter derinliği üzerine çok tartışırız, çok uğraşırız film öncesi. O zamanlar karakterden çok tiplemeler önemliydi; ben de işte böyle hıyar bir hoca, zart zurt yapan, hava basan, afra tafra yapan bir tipi yarattım. Öyle çok gözlemlerim olduğu için oynarken öneriler getirdim. Bu da Ertem abinin çok hoşuna gitti, o karakter de öyle devam etti.

Ertem abi sanki orada sizdeki ışıltıyı görmüş gibi...
Valla Ertem abi enteresan bir adamdı. Beni seçerken de ne "Al şu teksti oku", ne "Nasıl okuyorsun, bir görelim" dedi. Cast yaparken bir parça okunur, denemeler yapılır, bunların hiç biri olmadı. O dönem ben TRT'de Güneş Tecelli'nin hazırladığı bir programa çıkıyorum, orada küçük skeçlerde oynuyorum. Onları görmüş Ertem abi, "Berbat şeyler" dedi. Skeçleri de ben oynadığım gibi yazıyorum da. Ben de ne diyeyim, "İyi" dedim. Sonra "Bu rolü sen oynuyorsun" diye devam etti. Bu kadardı bütün konuşmamız. Öyle girdim ben Arzu Film'e. Getirdiğim önerilerde ona iyi gelen oyunculuk yanımı gördü. Onun kafasında düşündüğü oyuncu tipleri vardı. Zaten sonraki filmlerde de 'Şabanoğlu Şaban'da, 'Süt Kardeşler'de, 'Çöpçüler Kralı'ında 'Badi Ekrem'in türevi karakterleri oynadım.

Artık tiyatro yerine sinemayı düşünme vaktiniz de gelmiş sanırım...
Oyuncu olarak kendimi gösterme fırsatı bulunca sinema ağır basmaya başladı. Ama asıl etken Arzu Film'di, sanki benim yapıma uygun geldi orası. Ben iş konusunda ciddi adamımdır, ne yapacaksam iyi yapmam lazım diye düşünürüm. Oradaki disiplin ve sistem beni iyi hissettirdi ve sinema artık cazip olmaya başladı.

Ya gelir olarak?
Yardımcı roller oynadıkça gelirde pek bir yükselme olmuyor. Ancak başrolde sınıf atlıyordun.

GEZİ BİZE BAMBAŞKA BİR GENÇLİK TANITTI

Peki siz bir sanatçı, hatta sorumlu bir aydın olarak nasıl bir gelecek tasavvur ediyorsunuz?
Valla dünyada geriye gidiş pek olmamıştır. "Umutlarımızın var olduğunu düşünerek umutlanmak istiyorum" diyeyim kısaca.

Buradan yakın zamandaki en kitlesel politik meseleye atlayalım: Gezi hakkında neler söylersiniz?
Gezi, apolitize olduklarını sandığımız gençlerin kendilerini hatırlatmasıydı. Meselelerden uzak olmadıklarını, kendi kabuklarına ait bir dünyada günlerini geçirmediklerini gösterdiler bizlere. Siyasetle uğraşsın uğraşmasın herkes için örnek bir hareketti. Belki sonradan kimilerinin iddia ettiği gibi safiyane halini bozmuş olabilir ama her halükârda önemli bir oluşumdu. Hatırlıyorum da ilk günlerde "Liderleri kim?" diye bir laf atılmıştı ortaya. Lider yok, belki herkes lider ya da hiçbiri lider değil, hepsi ümmet! Bilmediğimiz bambaşka bir gençliğin ifadesiydi onlar. 'Gezi'yi böyle okumak gerek diye düşünüyorum.

Canlandırdığınız karakterlerden yola çıkarak sorayım: Gerçek Şener Şen kim?
Filmlerimde çok çeşitli karakterleri oynadığım için hangisi benim bilmiyorum. 'Çiçek Abbas'taki bitirim, 'Eşkıya'daki Baran, 'Badi Ekrem', hangisiyim ben? Bilmiyorum tabii ki ama hepsinden birer parça taşıdığım doğru. Kişilik olarak da kendimi iyi hissettiğim ortamlarda bir açılma oluyor. Ama eğer o kadar iyi hissetmiyorsam kapalı, içe dönük bir kişilik sergiliyorum. Benim için "O bir tanedir" diyor.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim