• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 13 °C

Haşim Kılıç'tan Erdoğan'a hukuk manifestosu

Haşim Kılıç'tan Erdoğan'a hukuk manifestosu
Anayasa Mahkemesi nin kuruluşunun 52. yılı nedeniyle Yüce Divan Salonu'nda tören düzenleniyor.

Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,  TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldı.
 
AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın konuşmasından satır başları:
Vicdani alan dostluk ve düşmanlık alanlarına kapalı olduğu gibi ırk renk ve siyasi düşüncelerin dışındadır. 

Temel hak ve özgürlükler evrenseldir. Bu değerleri yüceltmek Anayasa Mahkemelerinin en temel görevidir. Anayasa yargısının varlık nedeni ırk renk ve inancı ne olursa olsun insan olma ortak paydasındaki herkesin onurunu korumaktır. 

Bu kutsal görevin başarıyla yürütülmesi ancak bağımsız ve tarafsız kalmayı beceren yargıçların varlığıyla mümkündür. 

Çalışma ve yorumlarıyla sorun üreten değil sorun çözen yargı anlayışına destek verileceğine, demokratik hukuk devletinin tam bir tarafsızlık içinde koruyucusu olacağına inancımı belirtmek istiyorum. 

Sayın Cumhurbaşkanım hukukun üstünlüğüyle bezenen devletin yolu aydınlıktır. 2. Dünya savaşını yaşamış avrupanın geçmişiyle bugün geldikleri seviye önemli mesajlar vermektedir. Savaşların en yoğun yaşandığı Avrupa komünizm ve faşizm gibi rejimlerden demokrasi ve hukuk devleti mücadelesini vererek kurtuldu. 

Bu bağlamda demokratik değerleri hukukun üstünlüğünü ve bu anlayışın gereklerini konuşmak zorundayız. İnsanlar onurlu bir hayat için hukukun egemen olduğu bir devletin varlığına muhtaçtır. Evrensel değerlerin uygulandığı eylemlerin yargı denetiminde olduğu hukukun üstünlüğünün olduğu devlet hukuk devletidir. 

Hukuk devleti tasarrufları öngörülebilir açık ve şeffaftır. Hukuk devletinin odağında iktidar gücünün keyfi davranışlarının sınırlandırılması vardır. Kamu gücünü kullananlar da vatandaşlar gibi hukuksal ilkelerle kuşatılmıştır. 

Yazılı hukuk kurallarının uygulayan hakim ve savcıların adli personel ve kolluğun ne durumda olduğunun tespiti önemlidir. Sisteme dahil unsurlar birbirini engellemeden adalete ulaşmayı engellememelidir. Siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında yapılan değişiklikler hukuk güvenliğini sağlayamaz.

Ekonomik siyasi hayatı altüst edecek yasal düzenlemelerin öngörülebilir olmaması bireylerin hukuka olan güveninin tükendiği yerdir. Yargı organları ile yasama yürütme organlarının insan hakları özne kabul eden uygulamaları önemlidir. Yargı aynı zamanda devletin vicdanı olarak tanımlanır. Bu vicdanın siyasi ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle topluma verilen zararların acı örnekleri hafızalardadır. İşgal devam ettiği sürece bunları yaşarız. Yargının vicdanını işgal edenlerin kimliği düşüncesi ya da kutsalları ne olursa olsun bu sonuç değişmez. Dün hak ihlaline uğramış mağdurlarla bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması bakışımızı değiştirmez. 

Onur sahibi herkesin haksızlığa karşı çıkması insanlık borcudur. Barışın teminatı olan farklılıkların birlikte yaşamasını ancak başkalarının haklarını savunan onurlu insanlar hayata geçirebilir. Kamu gücünü etkili şekilde kullanan yargı ideoloji ve siyasetin hedefinde her zaman ele geçirilmesi gereken bir kale olarak görülmüş ve kendi vesayet sistemini dayatmak istemişlerdir. 

Kaleyi işgal edenler de yargıyı siyasi düşüncelerle ideolojilerle lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam aracı olarak kullanmışlardır. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız yargının oluşması hayaldir. 

Yargı üzerinde oluşan siyasi ideolojik dini ırki ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar başta yargı mensupları olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir. 

Vesayet altındaki bir yargıdan hukuk güvenliğini sağlaması beklenemez. Bu sistem yöntemlerin güvenliğini sağlar ama ötekiler korku ve endişe verir. Korku ve endişe hakimse özgür vicdanlar üretilemez. 

Hukuk güvenliği korkusuz bir varlığın ortamı olarak tanımlanır. Anayasa değişikliğiyle vesayetçi anlayışların ortadan kaldırılması için cesaretli adımlar atıldı. Sözkonusu vesayetçil yönetimlerin görevlerinin bitmesiyle büyük boşluk doğdu. Bu boşluğu toplumun her kesimini kucaklayan adil değerleri yansıtan tercihlerle doldurulması gerekirken bunu gerçekleştiremedik. Bu kez farklı renkte yeni bir vesayet sistemi oluştu. Kimse bu yeni oluşumun günahında kendini soyutlamasın. 

Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak ve çözüm bulmak zorundayız. Yargı milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir ve olmamalıdır. Son dönemde yargı bu konuyla ilgili olarak paralel devlet ya da çete diye nitelendirilen çok vahim çok ciddi ve ağır bir suçlama ile karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargı ayakta kalamaz. Bugün itibariyle bırakınız ceza davalarını en basit alacak davası kararları bile tartışmaya açılmış ve güven ağır yara almıştır. Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili belge ve delilleri ortaya koymak zorundadır. 

Gerek yargıda ve yürütmede var olduğu iddia edilen bu kişileri başka illere tayin edilerek ya da yerlerini değiştirerek sorunu çözmek anlamsızdır. Söz konusu iddiaların yargı kurumlarında psikolojik travma yarattığı delile dayanmayan ihbar mektuplarının hüküm icra ettiği hepimizin saklayamayacağı gerçeklerdir. 

Bu ayrışma adaletin sonunu getirir. Tekrar etmek gerekirse yargının bu ağrıyla yaşaması mümkün değildir. İddia edilen kayıtdışı yapılanma yargı mensupları arasında korku endişe ve belirsizliklerin doğmasına aralarında olması gereken mesleki ilişkinin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. 

Bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur. Hukuk devletine yakışan yöntemler ile gerçekliğin ispat edilmesi halinde faillere gerekli yaptırım uygulanmalı. Özgür vicdanlı hakim ve savcıların ayakta kalması için buna mecburuz. Korkutarak sorunlar çözülmez. 

Siyasi sosyal ve ekonomik sonuçlar üzerinde bazı değerlendirmeler yapılması gerekir. Kurumların özeleştiri cesaretini göstermesi gerekiyor. Kurumların kendini geliştirmesi aksi halde mümkün olmaz. 

Her toplumda sorunların temel kaynağı yasama yürütme ve yargı organlarının sebep olduğu hak ihlalleridir. 

AYM'nin hak ve özgürlükler mahkemesi olarak tanımlanmasının ancak etkin ve süratli çalışmasıyla hak ihlallerini ortadan kaldırma gücüne bağlı olduğunu biliyoruz. Bunun için mensuplarımızın ortaya koyduğu iradeden kimsenin endişe duymaması gerekir. Kamu gücüne sahip olanların hak ve özgürlükleri lütuf olarak değerlendirmesi düşünülemez. Hak ve özgürlüklere karşı kimse ev sahibi edasıyla duruş da sergileyemez. 

76 milyon anayasayla teminat altına alınmış hakların kullanıcısıdır. 

Çağdaş dünya milletlerinin kabul ettiği insan hakları belgelerinde temel hak ve özgürlükler insan olma ortak paydasında birleştirilmiş ve evrensel tanımlanmıştır. 

Türkiye bunlara bağlı olduğunu ifade etmiştir. AİHM'in zorunlu yargı yetkisinin kabul edilmesi ve 2004 yılında Anyasanın 90. maddesinde yapılan değişiklikler devrim niteliğinde düzenlemelerdir. 

AYM'ye bireysel başvuru yolu açılmış yargı organlarının ve idarelerin sebep olduğu hak ihlallerinin anayasal denetimi sağlanmıştır. 

Yerel gerçeklerle evrensel standartları örtüştürmek zorundayız. AYM'nin kararlarına yapılan ölçülü eleştirileri saygıyla karşılarken kararlarımızın arkasında olduğumuzu belirtmek istiyorum. 

2011'de yapılan genel seçimlere katılarak m.vekili seçilen ancak kovuşturma nedeniyle tutukluluk hali devam eden milletvekillerinin bireysel başvuruları üzerine milleti temsil haklarını ciddi ihal edildiği sonucuna varılmış ve tahliyeleri gerçekleştirilmiştir. Siyasetin çözmesi gereken bu sorunun yasal düzenlemelerle çözülmesini yürekten arzu ederdik. 

Uzun yargılama nedeniyle bireysel başvurulara ilişkin olarak ihlal kararları verilmiş. Sanıkların tutuksuz yargılanmak üzere tahliyeleri sağlanmıştır. Şikayetçilerin kanun yollarını tüketmek koşulları aranmaksızın kararlar verilmiştir. 

Yakın zamanda bir internet sitesine erişimle ilgili verdiği kararında tüketilmesi gereken başvuru yolları gözetilmediği için yoğun eleştirildi. AİHM ve AYM defalarca verdiği kararlarında kanun yollarının tüketilmesi koşulunun mutlak olmadığını ifade etmiştir. Şikayete konu hakkın yeterli etkili hukuk yollarıyla korunmasıyla ilgili değerlendirmeler de dikkate alınmalıdır. 

AYM bir internet sitesinin açılmasıyla ilgili kararında yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. AYM'nin uzun yargılama ve uzun tutukluluk şikayetlerine yönelik ihlal kararlarına karşı hiçbir eleştiri yapılmamasına rağmen, bir internet sitesinin kapatılmasına yönelik kararının eleştirilmesi iyi niyetle izah edilemez.

Mahkemeler emir ve talimatla çalışmaz. Dostluk ve düşmanlık duygularıyla da yönlendirilemez. Kararların doğurduğu üzüntü ve sevinçlerle de ilgilendirmez. Ancak mahkemeleri itibarsızlaştırma da kabul edilemez. 

Siteye başka yollardan ulaşılmak sürece kapatılmanın etkisiz kalması gösterilen orantısız tepkiyle örtüşmüyor. Yasal önlemleri etkisiz hale getiren bir çağda yaşıyoruz. Tarihe hak ve özgürlük savunucusu olarak geçen Gorbaçov küreselleşmeye karşı direnenlere antenlerimize el koyamazsınız diyerek bunun zorluğuna dikkat çekmiştir. Devletin varlığını koruyacak yasal düzenlemelere bu engel değildir. AYM'nin eleştirilen kararı idari bir işlemin kanuni dayanağının olmadığının tespitidir. 

Alınacak mahkeme kararı ile bu kanunsuzluk hali giderildiğinde aynı kanunun hak ve özgürlüklerden faydalanmasını engellemesi düşünülemez. Amacımız sorun üretmek değil çözmek olmalıdır. 

Anayasa göre denetleme nedeniyle ortaya çıkan AYM kararının siyasi sonuçlar doğurması doğal bir zorunluluktur. Bu sonuçlara bakarak AYM'nin siyasi amaçlarla hareket ettiğini söylemek ya da milli olmamakla suçlamak içeriği ve derinliği olmayan sığ eleştirilerdir. 

AYM bunu onuruna yapılmış bir saldırı olarak kabul eder. AYM, yargıyla yürütme arasındaki gerilimlerin zararlarının bilincindedir. Bu sebeple yeni gerilimler yaşatacak meydan okuma çağrılarını cevapsız bırakmaya kararlıyız. 

Anayasa değişikliğine kadar AYM'nin özgürlük laiklik konularındaki sınırlayıcı anlayışından mağdur olanların bugün bireylerin hak ve özgürlüklerini genişleten evrensel standartları hayata geçiren mahkeme kararlarından rahatsızlık duymalarını yaşadıkları garip bir çelişki olarak görüyoruz. 

Bizler adil olmayı kutsal görev kabul ediyoruz. Gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karaktere sahip değiliz Yargının etki altına alınma çabaları adaletin kutsallğına inanlar için asla geçerli değildir. 

AYM hak ve özgürlükleri hiçbir ayrım yapmadan ve hesabın içinde bulmadan ilgilisine ulaştırmaktan başka amacı olmayan bir yargı kurumudur.

Anayasa mahkemesinin adeta bir temyiz makamı gibi algılanmasına yol açmış umut haline gelen bireysel başvuru yolunu kullananların sayısı büyük rakamlara ulaşmıştır. Tutuksuz yargılamanın kural tutuklamanın istisna olduğu bir sistem yerine tersini yaşıyoruz. AYM'ye yapılan bireysel başvuruların yüzde 70'i adil yargılanma ile ilgilidir. Bu da adeletin hangi düzeyde olduğunu sorgulatıyor. 

Yargıya olan güvensizliğin yetkililerce güçlü şekilde dillendirilmesi sorunları çözmemektedir. Bu kolaycılıktan vazgeçilmelidir. Amacımız idarenin ve yargı organlarının sebep olduğu hak ihlallerini incelerken hak ve özgürlüklerle ilgili evrensel standartların ülkemizde benimsenmesini sağlamak suretiyle AYM'nin etkin bir denetim yaptığı inancını topluma yerleştirmektir. 

Bunun tersi yerleşirse AİHM tarafından AYM'nin kararları yok sayılarak başvuruları doğrudan kabul etmesi gibi bir uygulamayla karşı karşıya kalırız. Böyle bir sonuç ise ülkemiz yargı heyetinin demokrasi nezdinde kayba sebep olur. 

Tüm eleştirilere rağmen hak ve özgürlük yollarının açılması süreci kararlı bir şekilde sürdürülecektir. 

Birey ve toplum olarak yaşanan sorunlarla ilgili en masum çözüm önerileirni düşünce ve görüşleri derhal siyasi bir süzgeçten geçirdikten sonra kabul veya reddediyoruz. Bu toplumun aşırı siyasallaşmasına ve kutuplaşmasına yol açıyor. Gerilim insanları taraf olmaya zorlamakta söylenenler yanlış da olsa inatla düşünceler savrulmaya devam etmektedir. 

Tepkisel tavırlarla meydan okumak taraftar bağlılığını güçlendirse de insanların bir araya gelme diyalog ve uzlaşmasını zayıflatmaktadır. Farklılığın doğruları ile zenginleşemiyoruz. 

Katılmasak da hakkı ihlal edilenlerin yükünü paylaşmak onurlu insan refleksinin doğal bir sonucudur. Demokratik ülkelerin gücü yasaklarda değil özgürlüktedir. 

Yaşanan gerilimlere kim sebep olursa olsun kin ve nefret söyleminin farklı düşünce ve inanç sahipleri arasında duygusal bir kopuşa yol açtığı açıktır. Duygulardaki ayrışmaların birlikte yaşama iradesi üzerinde olumsuz sonuç doğuracağını söylemek yanlış olmaz. Siyaset kültür inanç sanat spor ve benzeri etkinliklerde farklı kesimleirn bir arada yaşaması için gerekli olan buluşma alanı yok olmaktadır. 

İnsanlarımızı iç dünyalarına hapsedilmiş inanç ve beyinlerinde hapsolmuş düşüncelerle başbaşa bırakıyoruz. Oysa demokratik sistem farklılığın sesli yaşaması gerektiğini söylüyor. 

Mahkememiz 52 kuruluş yıldönümünde vereceği söz bu değerlerin korunması konusunda mensuplarımızın kararlı iradelerinin devam edeceğidir. 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim