• BIST 13924.58
  • Altın 6425.54
  • Dolar 46.1179
  • Euro 53.3906
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 31 °C

Arınç: Gözaltıları ve sonrasını iyi takip edin

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Ben bugün yapılan bu gözaltıları ve arkasından gelecek olan hukuk sürecini Türkiye'nin iyi takip etmesi gerektiğini düşünüyorum'' dedi.

''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında yapılan operasyonlarda eski komutanların gözaltına alındığı hatırlatılarak, ''Hukuk ve demokrasinin yerli yerine oturacağı ve kimsenin hukukun üstünde olamayacağı bir süreç mi açılıyor, bu anlamda normalleşiyor muyuz yoksa çok fazla bir altüst oluş sürecinin içine mi giriyoruz?'' diye sorulması üzerine, Arınç şunları kaydetti:

''Son olayları ben de İstanbul'dan takip ediyor. Bu gözaltıları ben de televizyon başında geçen haberlerden izleme imkanım var. Ama iddia edilen konular yani 'Balyoz' deniliyor, bir başka deniliyor...Bildiğiniz gibi geçtiğimiz aylarda gazetelerde tefrikalar halinde neredeyse yayınlandı. 5000 sayfa tuttuğu ifade ediliyor... Ve bunu yayınlayan gazetede bir şekilde elindeki tüm delileri savcılara ulaştırdı. Hatta bir valizin içerisinde ulaştırdı basından gördüğümüz kadarıyla.

Dolayısıyla savcıların inceleme konusu yaptığı bir olayla karşı karşıyayız. Yani bu belgeler, bilgiler incelenecek, orada ismi geçenlerin ifadelerine müracaat edilecek belki konuyla bilgisi olduğu düşünülen kişiler de sorgulanacak. Sonunda bu olayla ilgili olarak, spesifik olarak bir dava açılacak veya davasızlıkla bitecek. Şu anda gözaltına almalar varsa eğer bu bir hazırlıktır, soruşturma safhasına ait bir hazırlıktır.

Savcılar hem İstanbul hem Ankara'da hem başka bir yerde ismi geçen kim varsa talimat suretiyle soruşturmayı yapan savcılık, diyelim ki İstanbul'dur Ankara'ya, İzmir'e, Manisa'ya, Antalya'ya talimat yazar aldığı kararın uygulanmasını ister. Arama kararları hakim kararıyla olur. Gözaltına almalar daha sonra hakime sevk etmeler de yine yargı süreci içerisinde olur. Bu isimler Türk kamuoyunun yabancısı değil. Bir kısmı Silahlı Kuvvetlerde en üst noktalarda bulunmuş kişiler, bir kısmı daha evvel başka olaylarla ilgili olarak ismi geçen kişiler...''

''SAVCI VE HAKİMLERİN YAPACAĞI İŞLEMLERLE GÜN YÜZÜNE ÇIKARILACAK''

Arınç, darbe iddialarına verilen adların hatırlatılması üzerine de şöyle konuştu:

''İsimleri çok muhtelif. Bir tane olması halinde hemen söyleyebiliriz de ama birkaç tane buna benzer. Yani isterseniz 'darbe teşebbüsü' diyelim, ister 'cunta' hevesliliği diyelim, isterseniz 'sivil iktidarlara karşı neler yapılabileceği konusunda plan, proje, tatbikat' diyelim. Ne varsa...

Yayınlanan ve üzerinde tartışılan konular bunlarla ilgili isimleri geçenler, hatta soruşturma sırasında işin içine dahil olanlar savcı ve hakimlerin yapacağı işlemlerle gün yüzüne çıkartılacak. Sonunda belki bir dava açılacak veya bütün bunlarla deliler yeterli olmadığı için bir takipsizlik kararına bağlanacak.''

Erzincan, Erzurum ile irtibatlı olarak İstanbul'a gönderilen bir dosya olduğunu, son aldığı habere göre de İstanbul'un kendisinin bu konuda yetkili saymadığını ve dosyanın iadesine karar verdiğini ifade eden Arınç, şunları kaydetti:

''Yani öncede senaryo kurarak 'şöyle olacak' diyenler yanılabilir. Aslında hukuk sürecinin işleyişine daha çok dikkat etmek lazım. Çünkü oradan gönderilen dosyanın hukuki ve fiili irtibatı olması halinde ve sanıklarının İstanbul'daki davayla bağlantısı olması halinde soruşturmanın veya yargılamanın İstanbul'a gelmesi mümkün. Ama oraya ait bir olaysa, oradaki kişileri ilgilendiriyorsa, suç yeri itibariyle orasıysa yargı çevresine dikkat etmek gerekiyor.

Bu Erzincan olabileceği gibi, Van da olabilir, Manisa da olabilir, Niğde de olabilir. Dolayısıyla hukuku bu konuda hiçbir baskı altına almadan kendi görevlerini yapmasına fazlasıyla imkan tanımak lazım. Ben bugün yapılan bu gözaltıları ve arkasından gelecek olan hukuk sürecini Türkiye'nin iyi takip etmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii medyanın bu konuda çok önemli bir katkısı olabilir. Senaryolar yazarak o senaryolar içerisine kitleleri hapsetmemeleri gerekiyor.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dün kullandığı 'Tuh size' ifadelerine ilişkin olarak, ''Tuh, yuh yerine bunların yanlışlığını söylemek de olabilirdi'' dedi.

Bülent Arınç, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nın tutuklanması ve dosyanın İstanbul'a gönderilmesiyle ilgili olarak, ''Önceden senaryo kurarak şöyle olacak diyenler yanılabilir. Aslında hukuk sürecinin işleyişine daha çok dikkat etmek lazım'' dedi.

Bu süreçte medyanın çok önemli katkısı olabileceğini dile getiren Arınç, ''Senaryolar yazarak o senaryolar içerisine kitleleri hapsetmemeleri gerekiyor'' diye konuştu.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dün ben bir yerde konuşma yaparken, biraz da buna üzülerek bir ifadede bulundum. O da şudur: Şimdi Erzincan'la, Erzurum'la ilgili bir yargı süreci var. HSYK'nın bu konuda aldığı karar var. Yargıtay ve Danıştay'ın açıklaması var. Bu konular üzerinde düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Bir televizyon kanalı özellikle ve onun arkadaşları diyelim, birkaç tane belki... 'Mahkeme basıldı, başsavcılık basıldı'. Bir başsavcılık, bir ev basılmaz bir hukuk süreci içinde. Eli silahlı adamlar gider; bir barı, bir kafeyi, bir oteli basarlar, bir kadını alırlar, saçlarından sürükler bir yere götürürler ama bir hakim kararıyla savcı arama yapıyorsa bir yerde bunun adı aramadır ve bunun hukukta bir yeri vardır.

Hiçbir savcı, hiçbir hakim kararı olmadan bir yeri basmaz. Erzurum'daki görevli savcının Erzincan'da yaptığı işin hukuki anlamda karşılığı aramadır ve bu bir hakim kararına bağlıdır. Dolayısıyla siz onu bile bile hala 'savcılık basıldı, evi basıldı' derseniz bu çok ayıp, çok çirkin, çok yanlış bir şey olur. Kaldı ki, bir televizyon kanalı da, adliyenin abluka altında olduğunu söyledi. Günlerce veya saatlerce bu yayını yaptı. Sonunda vazgeçti.''

Arınç, medyaya dönük olarak kullandığı ifadelerin hatırlatılması üzerine, ''Yuh size veya tuh size neyse... Ama başında diyorum ki, bir kanal sürekli basılmaktan bahsediyor. Basılmak tabiri hukukta olmaz. Sizin kafanız hep basmaya alışmış diyorum. Bütün basını karşıma almadım ben. Niye bütün basını karşıma alayım?'' dedi.

NASREDDİN HOCA BENZETMESİ

''Tuh'' ifadesinin tükürmek anlamına gelmesinin hatırlatılması üzerine Arınç, şunları kaydetti:

''Hoş değil şüphesiz ama onların da yaptıkları da hoş değil. Ben burada Nasreddin Hoca'yı örnek alıyorum. Nasreddin Hoca'yı kızdırmışlar, birkaç kişi... Hoca da girmiş sokağın içerisine bağırmış: 'Şunlar, bunlar, filan' diye. Sonra herkes 'Hoca neden bağırıyor' diye pencerelere çıkmış. Hoca'nın dediği çok güzel bir şey, 'Ne kadar da çoklarmış' demiş. Halbuki Hoca'nın bağırdığı 1-2 kişi. Pencerelere üşüşünce Hoca belki yerinde veya değil ama 'Ne kadar da çoklarmış' demiş. Ben bir kanalın yaptığı densizlikten bahsediyorum. Hiç bugüne kadar da duymadığım bir basın kuruluşu beni kınamak için bildiri yayınlıyor.''

Arınç, daha önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin isimlerini sayarak bazı basın gruplarına ''ayağınızı denk alın'' gibi ifadeler kullandığında, Ahmet Abakay'ın başında bulunduğu bu kuruluşun (ÇGD) bir bildiri yayınlamadığını belirtti.

''Yine de daha nazik bir ifade kullanılabilirdi'' şeklindeki değerlendirme üzerine, Bülent Arınç, ''Olabilirdi ama bu bir hissi şeydir. Çok haklısınız. Tuh, yuh yerine bunların yanlışlığını söylemek de olabilirdi. Sayın Başbakanla biraz birbirimize benziyoruz. Çok kızdığımızda, çok dolduğumuzda 'Yeter artık bu yaptığınız' demek zorunda kalabiliyoruz. Onu da dememiş olabilirdik. Keşke demeseydik ancak hakikaten basınımızın bir kısmının, ister yazılı ister görsel basın olarak, bu olaylara bakış açısını çok yanlış buluyorum ve bu yanlışlıkta ısrar da ediyorlar. Bu Türkiye'de bir karmaşaya sebep oluyor ve sizin sorduğunuz sorular akla geliyor: 'Normalleşiyor muyuz, yoksa bir toz duman bulutu içinde miyiz?'.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Türkiye normalleşiyor. Hukukun üstünlüğü elbette olmalı doğrudur ama üstünlerin hukuku olmamalıdır'' dedi.

''(Türkiye'de muhtıra veriliyor ama bunun hesabı sorulmuyor, bunu bizzat yazan Genelkurmay Başkanı bunu açıkça söylüyor fakat bunun hesabı sorulmuyor) deniyor. '28 Nisanın hesabı sorulmuyor'. Şimdi bir anlamda hesapların sorulduğu bir düzene mi gidiyoruz? Normalleşmeye mi gidiyoruz'' şeklindeki bir soru üzerine Arınç, ''Ben de aynı kanaatteyim, Türkiye normalleşiyor. Hukukun üstünlüğü elbette olmalı doğrudur ama üstünlerin hukuku olmamalıdır'' diye konuştu.

Kimsenin hukukun üstünde olmaması ve her şeyin hukuk devleti içerisinde sorumluluk, şeffaflık ve hesap verebilirlik noktasında cereyan etmesi gerektiğini ifade eden Arınç, şunları kaydetti:

''Şimdi bildiğiniz gibi bir 'ihsası rey' tartışması oldu bugünkü tartışmalar içerisinde. Bir 'ihsası rey' konusunun ne olduğunu anlamak için Yargıtay Başkanı olmak gerekmiyor, sizin benim gibi hukuk fakültesini bitirmek gerekmiyor. Sokaktaki bir insana sorsak 'ihsası rey' nedir?' diye, 'reyini, düşüncesini, kararını önceden belli etmek ve bunu ifade etmek' olarak algılayacaktır. Şimdi Yargıtay Başkanı, 'Erzurum'daki savcının yaptığı yanlıştır. Erzincan Başsavcısı bu işlerde haklıdır' derse, o zaman sokaktaki bir insan olarak benim şunu sormam lazım: Peki yarın bu Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı hakkında dava açılırsa bunun yargılama yeri Yargıtay 5. Ceza Dairesi. Bugünden bu soruşturmanın haksız olduğunu söyleyen Yargıtay, yarın önüne gelen bu davada nasıl bir karar verecek? Diyelim ki ağır cezada yargılandı. Emir merci neresi yine Yargıtay. Dolayısıyla hiç bir hakim önüne gelecek bir dava, bakacağı bir dosyayla ilgili olarak hiç bir zaman görüşünü ifade etmemeli. Bizim hukuktan, hakimlik sanatından anladığımız hep bu olmuştur. Yarın önüne gelmesi muhtemel bir olayla ilgili olarak ne Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri ne Yargıtay'ın Başkan ve üyeleri hele hele HSYK hiç bir şekilde görüşünü ifade etmemeli.''

''Onlarda sizin hükümetinizi yargıya ve yargının bağımsızlığına darbe vurmakla ve yargıyı siyasetinize alet etmekle suçluyorlar. Bu suçlamaya ne diyorsunuz'' sorusunu Arınç, ''Hükümet hangi yetkisi ile yargıya müdahale edebilir? Bugün Adalet Bakanlığı'nın yaptığı tek şey icra memurlarıyla, infaz koruma memurlarının atamasını yapmak. Hangi savcı ve hakim üzerinde Adalet Bakanı'nın 'şu davayı aç, bunu böyle yap' deme yetkisi, yani kanunun hangi yerinde yazıyor? Bütün bu yetkiler yargının kendisine tanınmıştır'' şeklinde yanıtladı.

''Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) içerisinde Adalet Bakanı ve Müsteşarın üye olarak bulunması''nın söylendiğini hatırlatan Arınç, 7 kişi içinde 5 kişinin zaten aldıkları bütün kararları oy çokluğu ile alabildiklerini kaydetti.

''Hepsinde de zaten oy çokluğu olması da dikkat çekicidir. Bunlar hep 5'e 2 mi kalıyorlar?'' diye soran Arınç, şöyle konuştu:

''Bu nasıl bir bloktur ki iki kişi burada sembolik olarak yani HSYK'nın bütçesini, özlük haklarını gözeten bir makam olarak sadece sembolik açıdan, Adalet Bakanı'nın başkan olarak bulunması, bu bağımsızlığı zedeleyen, gölgeleyen bir unsur değil. Hiç bir AB ilerleme raporunda bu yargıya müdahale olarak görülmedi. Ama bütün ilerleme raporlarında yargının bağımsız olduğu kadar tarafsız olması gerektiği ve buna yönelik tedbirlerin alınması gerektiği düşünüldü. Biz yargının neresine müdahale etme hakkına sahibiz? Zaten Danıştay hiç kendisiyle ilgili olmayan konularda bile hükümeti hedef alan açıklamalar yapabiliyor ve bir muhalefet kurumu gibi yürütmenin eylem ve işlemlerini durdurma konusunda büyük bir hassasiyetle çalışıyor. Yürütme ona karşı ne yapabilir?''

''3 ERKİN KENDİ SINIRLARI İÇERİSİNDE İŞ BİRLİĞİ...''

''Bir yerde 'esas yargı, yürütme ve yasamanın üzerinde' mi diyorsunuz?'' şeklindeki bir soru üzerine Arınç, 1960'a kadar ''Egemenlik milletindir'' derken millet bu egemenlik hakkını seçtiği vekiller vasıtasıyla Meclis'te kullanır görüşünün olduğuna dikkati çekerek, darbeden sonra bunun 1961, 1981, 1982 Anayasalarıyla 3'e bölündüğünü, 3 erkin ortaya çıktığını anlattı.

Asıl olan bu üç erkin birbirinden bağımsız olarak birbirine müdahale etmeden kendi sınırları içerisinde bir işbirliği yapması olduğunu hatırlatan Arınç, şöyle konuştu:

''Şimdi ben bir kanun çıkarıyorum bir anayasa değişikliğine gidiyorum. Yenisini yapamıyorum da ancak yaptığım Anayasa değişikliği bunun bir balans içerisinde kademe kademe önünde engeller var. En başta Cumhurbaşkanına gidiyor isterse bir daha geri döndürebiliyor. Biz ikinci defa çıkarırsak. O zaman Anayasa Mahkemesi yargısal denetimi var. İsterse Cumhurbaşkanı gidiyor isterse ana muhalefet gidiyor. İsterse 110 milletvekili başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini şekil bakımından, diğerlerini esas bakımından inceliyor. Ama zaman zaman içine giriyor şekilden başlıyor usulden çıkabiliyor. Böylesine bir sistem içerisinde yasamanın önünde hiç bir zaman sınırsız bir egemenlik olmadığına göre, yargı aynı zamanda kararlarıyla yürütmeyi durdurabiliyor. Yasamaya ben böyle iptal ettim de diyebiliyor ama yargının bir kararına karşı yürütmenin bir müdahalesi yok.''

YARGI REFORMU

''Yargı reformunun 8 yıldır neden gerçekleştirilmediğine'' dair bir soruya Bülent Arınç, AK Parti'nin iktidara geldiğinden bu yana nitelikli bir çoğunluğuna sahip olduğunu belirterek, ''Biz gerektiği her yerden Anayasa değişikliği yapmayı da hem düşündük hem başardık. Şimdi bu Anayasaya baktığımız zaman, 27 Aralık 2002'den başlayarak şu ana kadar 35 maddesini değiştirmişiz'' dedi.

Üçte birinden fazlası değişmiş durumda olan Anayasanın ''akordunun bozulduğunu'' ifade eden Arınç, ''Ahenk kalmadı, birbirinden irtibatları koptu, zaten anlaşılmaz bir dille yazılmıştı, iyice içinden çıkılmaz halde. Yeni Anayasaya, sivil, demokrat, çağdaş bir Anayasaya ihtiyaç var. Ama o konuda yapılanlar ve onun başına gelenler şimdilik bahsimizin dışında. Yani Anayasa değişikliği konusunda cesur, kararlı davranılmış bir noktaya gelinmiş'' diye konuştu.

Cumhurbaşkanının da ''fırsat kaçtı'' demesinin yeni bir Anayasa yapılması kapsamında olduğunu söyleyen Arınç, küçük, dar çerçeveli, mini paketler halinde yeri geldiğinde yeni Anayasa değişikliklerinin yapılması gerektiğini de ifade ettiğini söyledi.

Arınç, ''Ama her şeyi yeni baştan ele alıp bugünkü 2010 yılında 21. yüzyıl perspektifinde AB ile müzakerelerin neredeyse yarısını tamamlamış bir ülkenin demokrasi ve hukuk standardının yükseltebilecek yeni bir Anayasa yapma konusunda, ben de aynı fikirdeyim, yani bütüncül bir yaklaşımı bu dönem için kaçırmış durumdayız'' şeklinde konuştu.

''Bütüncül olmayan Anayasanın kapsamının'' sorulması üzerine Arınç, şöyle konuştu:

''Bir yargı reformu yapacaksak, yüksek yargının kendisi içerisinde hangi konularda reform yapılması gerektiğinde birleşmiş olması lazım. Bu çok naif bir düşünce belki ama başıma geldiği için söylüyorum, ben Meclis Başkanıyım 2004'te bildiğim kadarıyla, Anayasa Mahkemesi Başkanı sayın Mustafa Bumin bana geldi. Daha önce de Adalet Bakanıyla görüşmeleri olmuş. Onlar Anayasa Mahkemesi için, bugün de doğruluğuna inandığım bir değişiklik yapılması konusunda bir rapor getirdiler. Şu anda asıl ve yedek üye ayrımı var bu ayrım kaldırılsın, iki daire halinde çalışabiliriz, yaş belki 67 olabilir. Bir de Meclisin de anayasa mahkemesine üye seçmesi konusunda bir formül.

Çok enteresandır hemen ertesi günü o zamanın Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, o randevu istedi geldi bunların pek çoğuna karşı çıktıklarını ifade etti. Ondan bir gün sonra Danıştay Başkanı Sayın Enver Çetinkaya geldi, o da pek çok şeye karşı çıktıklarını ifade etti. Yani şu anda bile Yargıtay, Anayasa Mahkemesi'nin bazı görevlerine taliptir o konuda onların işlevsizliğini isterler. Bazı konularda Anayasa Mahkemesi, Yargıtay'ın bazı konularda yetkilerine karşıdır. Danıştay ise başka bir perspektiften bakarak çekişmeyi sürdürüyorlar.''

Bireysel başvuru konusunu Anayasa Mahkemesi istese bile Yargıtay'ın buna kesinlikle karşı olduğunu söyleyen Arınç, Yargıtay, Yüce Divan sıfatıyla onların yargılama yapmasına karşı olduğunu kaydetti.

Arınç, ''Bir siyasi gücün yasama gücüne bir teklif götürmesi engellenebilir mi? Engellenmemeli yani yasama bütün bunlara bakarak, kendince doğru olduğu bir anayasa değişikliğini yargı reformu olarak bitirebilmelidir. Biz bunun hazırlıklarını daha çok milletvekiline sahip olduğumuz için yapmıştık. Masamızın üzerinde bugün her hal ve şart altında 'beğen beğen al, seç seç al' diyebileceğimiz Anayasa değişiklikleri paketleri duruyor'' şeklinde konuştu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Türkiye'yi hiç düşünmeden, Türkiye'nin bugünkü ve geleceğini hiç hesaplamadan sadece Neron'un Roma'yı yakmasında olduğu gibi 'AK Parti gitsin de kapatılsın da hakkında dava açılsın da ne olursa olsun' diye düşünmeden bir psikolojik harekat yürütülüyor'' dedi.

''AK Parti hakkında kapatma davası bekliyor musunuz? Başsavcı 'haklarında kapatma davası açılacağını hissederler' diye hissiyat üzerine konuştu. Sizde böyle bir hissiyat var mı?'' şeklindeki soruyu yanıtlayan Arınç, şunları söyledi:

''Siz bu soruyu soruyorsunuz, başkaları da soruyor ama hep AK Parti hakkında soruyorlar. Yani AK Parti hakkında bir kapatma davası açılacak mı? Niçin diğer partilerden birisi değil de sadece AK Parti için bu konuşuluyor? Bu siyasi bir yığınaktır. AK Parti'yi böyle bir tehdidin altında, böyle bir kıstırmak niyetiyle... Başkaları için de açılabilir. Siz başsavcı olsanız yarın istediğiniz parti hakkında gerekçelerini kendinize göre yazarak bir dava dava açabilirsiniz. Ben sizin elinizden tutamam. Başka hiç kimse de elinizden tutamaz.''

Arınç, ''Yani bir psikolojik harekat mı yürütülüyor?'' denilmesi üzerine, ''Bu bir psikolojik harekattır. Yani Sayın Başbuğ'un Türk Silahlı Kuvvetleri için söylediği asimetrik bir harekat sözü var ya bu AK Parti'ye karşı, AK Parti'yi güçsüzleştirmek, yıpratmak, her an kapatılabilecek, her an hakkında dava açılabilecek bir parti olduğunu zihinlere nakşetmek açısından Türkiye'yi hiç düşünmeden, Türkiye'nin bugünkü ve geleceğini hiç hesaplamadan sadece Neron'un Roma'yı yakmasında olduğu gibi 'AK Parti gitsin de kapatılsın da hakkında dava açılsın da ne olursa olsun' diye düşünmeden bir psikolojik harekat yürütülüyor'' şeklinde konuştu.

''BAŞKALARINA MEYDANI BIRAKMAK DÜŞÜNCESİ VARSA''

Bülent Arınç, ''Başsavcı mı yürütüyor?'' sorusu üzerine, ''bu davayı açma yetkesinin onda olduğunu'' hatırlattı.

Siyasi partilerle ilgili bütün gelişmelerin takip eden birimin Cumhuriyet Başsavcılığı olduğunu ifade eden Arınç, sözlerine şöyle devam etti:

''Açar mı, açmaz mı konusu ayrı. Bana göre, bugün AK Parti hakkında bir kapatma davasını açmaması lazım. Neden? Çünkü Anayasa'nın, Siyasi Partiler Kanunu'nun istediği anlamda AK Parti hakkında aleyhte hiçbir delil yok. Hükümet devam ediyor, icraatlar ortada, Meclis denetleme yetkisini yerine getiriyor, gensorular var, araştırmalar, soruşturmalar var. Yani bir siyasal düzende bir siyasi parti, bir iktidar nasıl denetlenir bütün bu mekanizmalar yerli yerine getiriliyor. Ama bu partiyi kapatmak ve o partinin kapatılması ile Türkiye'de başkalarına meydanı bırakmak düşüncesi varsa yani siyasallaşan bir ortamda hasım gibi görüyorsak birbirimizi o zaman bu konuyu tekrar tekrar gündeme getirenlerin bir tek amacı vardır diye düşünebiliriz. Açmaması lazım, açması için hiçbir sebep yok... Ama Başsavcımız yarın CHP hakkında da bir dava açabilir, MHP hakkında da açabilir, AK Parti hakkında da açabilir, yeni kurulan bu Barış ve Demokrasi Partisi hakkında da açabilir.''

Arınç, ''2008'de de açmaması lazımdı'' denilmezi üzerine, ''Açmaması lazımdı, açtı. Bir seneye mal oldu. hem Türkiye açısından hem siyasal açıdan... Ama parti kapatılmadı'' dedi.

Kapatma davasında gazetelerden, internet sitelerinden derlenmiş birtakım dedikoduların delil olarak sunulduğunu, Anayasa Mahkemesi'nin bunları yeterli görmediğini ve para cezası verdiğini ifade eden Arınç, ''Şimdi bir dava açılsa Anayasa Mahkemesi nasıl bir karar verecek bunu kimse söyleyemez. Anayasa Mahkemesi yargı yeridir. İdam talep eder beraat verir, yaralamaktan dava açar, adam öldürmekten ceza verir. Mahkemenin nasıl bir karar vereceğini tartışmıyoruz'' diye konuştu.

''İSTİYORSA ELİNDEN TUTACAK HİÇBİR GÜÇ YOK''
Bülent Arınç, ''Böyle bir kapatma davasının yine sizin partinize yönelik olarak açılması geçmişte olduğu gibi bu sefer de bir yargısal darbe teşebbüsü sayılabilir mi?'' sorusuna karşılık şunları söyledi:

''Sonuçları itibariyle şüphesiz. Bir parti hakkında, bir partinin iktidarı hakkında Türkiye'de bütün mekanizmalar çalışıyorken, denetim mekanizmalarıyla, kamuoyuyla, siyasi partilerin eleştirmesiyle, yasama organının müdahaleleri her şey yapılıyorken bunları yeterli görmeyerek 'ben dava açayım da kapatma kararı bile çıkmasa en azından bu partiyi yıpratmış olurum, hükümetin çalışmalarını tökezletmiş olurum' anlamına gelebilecek bir hareket yapılırsa şüphesiz yargısal bir darbe de olur, onun ötesinde başka şey de olur.''

Arınç, CHP hakkında mali denetim ya da MHP hakkında başka bir konu gerekçe gösterilerek bu partiler hakkında da istenilirse dava açılmasının mümkün olduğunu belirtti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, şunları kaydetti:

''Bir dava açmayı düşünüyorsa başsavcı bunun sonuçlarından hiçbir şey beklemiyor olsa bile sadece Türkiye'de AK Parti'ye karşı bir psikolojik harekatı bir dava açmaya yöneltmek istiyorsa elinden tutacak hiçbir güç yok. Bugün açar, yarın açar, 6 ay sonra açar. CHP hakkında böyle bir şey düşünüyorsa bugün, yarın, 6 ay sonra... MHP için düşünüyorsa bugün, yarın, 6 ay sonra... Niçin sadece AK Parti'yi konuşuyoruz? Ben bundan hicap duyuyorum. Bu bir kısım siyasi rakiplerimizin, siyasi rakiplerimizin dışında AK Parti'den memnun olmayan bazı güç odaklarının 'AK Parti'yi bir köşeye sıkıştıralım, sürekli hakkında dava açılacak bir parti konumuna getirelim' çabalarını konuşuyoruz biz. Bu herhalde Türkiye'nin 2010 yılında konuşmaması gereken bir şey... Ama 'bu var' diyorsanız, evet bu var... Ama bu dava açılabilecek bir güçte mi? Anayasa Mahkemesi buna karşı nasıl bir karar verecek bu konularda kamuoyunun beklentisi daha çok hukuk yönünde. Böyle bir parti kapatılamaz. Böyle bir parti hakkında dava açılamaz.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yargıyı güçlendirmek ve daha demokratik hale getirmek amacıyla hazırlık yaptıklarını, bu konuyu kısa sürede tartışmaya açacaklarını bildirdi.

Yargıda özellikle yüksek yargının bazı ihtiyaçlarını, taleplerini dikkate alarak; bazılarında da hem AB konusunda, hem de Türkiye'nin gerçekleri bakımından değişiklikler yapılması ve yeni bir yapılanmaya gidilmesinin söz konusu olduğunu anlatan Arınç, bunlardan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) daha geniş tabanlı bir kurul haline getirilmesi ihtiyacının bulunduğunu söyledi.

Arınç, Yargıtay üyeleri arasından seçilmiş bir mekanizmaya hakimlerin hiçbir zaman katılımda bulunmadığını ve dar bir mekanizma olduğunu, hakimlerle ilgili her konuda karar verdiğini söyledi. Arınç, ''Al gülüm ver gülüm' dediniz, 'kapalı bir kast sistemi' dediniz. Bunu değiştirmek üzerinde çalışıyoruz. Kürsü hakimleri hiçbir şekilde temsil edilmiyor. Bugün sayıları 10-11 civarında olduğunu biliyoruz. Hukuk ve ceza yargıçlarının da kendi içlerinde seçim yaparak HSYK içerisinde temsil noktasına gelmesi düşünülebilir. Üye sayısı artırılmak suretiyle'' diye konuştu.

Bülent Arınç, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun ''ayrılıp ayrılmayacağı'' konusunda, geçmişte ayrı olduğunu, sonradan bir araya geldiğini belirterek, şunları söyledi:

''O da olabilir. Bir de biliyorsunuz bu kurulun kararları yargı denetimine kapalı. Dolayısıyla verdikleri kararlar maddi itirazlar bakımından mümkün ama sonuca etki etmiyor. Dolayısıyla üye sayısını meclisin de seçmesi, kürsü hakimlerinin de gelmesi suretiyle ve Barolar Birliği'nin de kendi içinde bir seçim yaparak bu kurula katkıda bulunması suretiyle tabanını genişletmeyi ve karar alma mekanizmasını daha güçlendirilmesini arzu ediyoruz.

Bir ikincisi de bu kurul tek bir kurul olarak değil, kendi içerisinde 3 daire veya 2 daire halinde çalışmalı. Diyelim ki, atama ve nakillere birisi bakacaksa, diğeri hakimlerle ilgili şikayetlere, soruşturmalara bakarak kendi konularına göre karar vermeli. Ama itiraz veya şikayet olduğu zaman, kurullar bir araya gelerek diyelim Ceza Genel Kurulu, Hukuk Genel Kurulu gibi o kararda imzası olmayanların da iştirakiyle yeniden toplanıp karar verir hale gelmeli. Bu çalışmalar var elimizde.''

''ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPACAĞIZ''

Arınç, programda TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun ''Biz 1961'deki uygulamaya razıyız'' dediğinin hatırlatılması üzerine, 1961 Anayasası'nda Hakimler Yüksek Kurulu'nun bulunduğunu ve 8'i Yargıtay, 7'si hakimler, 8'i de TBMM tarafından seçilmiş 23 asil üyesi bulunduğunu belirtti.

Yargıtay'ın buna karşı olduğu ve düzenlemenin nasıl yapılacağı yönündeki soru üzerine, Arınç, ''Anayasa değişikliğiyle'' yapacaklarını söyledi.

''Üç tane Anayasa değişikliği paketi var'' denilmesi üzerine, Arınç, muhalefet partilerinin nasıl karşı çıktığını ifade ederek, şöyle konuştu:

''Biz acaba mutabık kalırlar mı diye beklemiş olabiliriz. Ben o zaman yasamanın başındayız. Hükümetin ne düşündüğünü, parlamentoya böyle bir şeyi niçin getirmediğini bilmiyorum. Ama şu olabilir. Yargıtay da bizim için çok önemli. Danıştay da bizim için çok önemli. Anayasa Mahkemesi de bizim için çok önemli. Kendi aralarında mutabık kaldıkları bir paketi bize verselerdi, biz böyle bir yargı reformu istiyoruz deselerdi, biz onu getirmiş olurduk. Ama onlar birbirleriyle çekiştiler. O zaman yasama organının yapabileceği tek bir şey var. Doğrusu nedir onu yapabilmek. Şimdi doğrusu nedir diye tartışıyoruz.

Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısı Avrupa ülkelerinde ve bizde geçmişte 1961'de olduğu gibi başarıyla uygulandığı veya itirazları dikkate alırsak şu şekilde temsil edildiği gibi yeniden nasıl oluşturabiliriz. Bunu niçin yapmalıyız? 5-7 kişinin elinden alıp bunu daha geniş tabanlı, daha iyi bir karar mekanizmasını yargı yolu da kapalı olduğuna göre acaba kendi içinde bir itiraz ve inceleme mercini daha güçlü hale getirebilir miyiz?

Çok basit söylüyorum. Üye sayısı artırılabilir. Meclisten üye seçilecektir. Barolar Birliği'nden üye seçilecektir. Kürsü hakimlerinin de seçtiği üyeler temsil edilecek. Biz bunun daha objektif, daha uygun olduğunu, AB normlarının da bunu gerektirdiğini düşünüyoruz. İkincisi daireler halinde çalışıp sonra büyük daire olarak itirazlar incelemeler yapılabilir. Belki teftiş kurulları bugün Adalet Bakanlığına bağlı. Böyle bir fonksiyon verdiğiniz zaman yasa yaparak teftiş kurulları da doğrudan oraya bağlanabilir. Kendisine özel bir sekretarya görevi de verilebilir. Yani Biz HSYK'yı güçlendirelim, ama bu güç iyi kullanılacak bir güç olarak yerine getirilsin diye düşünüyoruz. Şimdi onlar buna razı olur olmaz, artık bu konuda yasama organı en doğru kararı verecektir.''

''CHP'NİN HSYK RAPORU''

Arınç, ''Yani siz diyorsunuz ki biz bu yolla yargının bağımsızlığını yok etmek istemiyoruz. Biz yargıyı siyasallaştırmak ya da siyasi iktidara tabi tutmak istemiyoruz. Tam tersine bu tabanı genişletiyoruz. Yargı organları veya bu üye seçiminde parlamento, milli irade bağının yeniden tesis edilmesine taraftarız. Böyle bir model geliştiriyoruz'' değerlendirmesine, ''Aynen bu'' karşılığını verdi.

Muhalefetin ''hayır'' demesi halinde bunu nasıl geçirecekleri konusundaki soruları üzerine de Arınç, şunları söyledi:

''Bu Anayasa değişikliği değil de bir yasa olarak meclise gelebilseydi, o zaman nitelikli çoğunluk çok fazla belirleyici olmayacaktı. Şu anda bizim böyle bir değişikliği Meclisten çıkarmamız için en az 330'un üzerinde oy almamız lazım, referandumu düşünerek. 367'nin üzerinde oy almayı hesaplamamız lazım referandumsuz Anayasayı mecliste değiştirebilmek için. Bu konuda CHP ve MHP'nin mesela CHP'nin yeni bir raporu daha çıktı. Demokratik açılım konusunda 1989 ve 1999 raporları inkar edildi. Ama HSYK ile ilgili 2001 yılında hazırladıkları bir raporda da bu yapının uygun olmadığı, demokratik olmadığı konusunda raporları ortaya çıktı. Tabii her şeyi inkarla ortaya çıktığı için Sayın Baykal geçmişe dayalı bu raporları da kabul etmeyecektir. Şimdi AK Parti tarafından getirilen bir teklife de doğrudan karşı çıkacaktır en azından milletvekillerini oylamaya sokmayacaktır.''

Arınç, ''o zaman ne yapacaklarının'' sorulması üzerine, ''çok küçük bir ihtimal de olsa MHP'nin destek olabileceğini düşündüklerini'' söyledi.

Diğer bağımsız milletvekilleri, DSP'de kalanlar veya ayrılanlar ile BDP milletvekillerinin de taraftar olabileceğini ifade eden Arınç, ''O desteğe evet der misiniz?'' sorusuna da ''Verilen şeye niçin 'hayır' diyelim'' yanıtını verdi.

''MUHALEFETİN İSTİSMARI''

Arınç, ''Muhalefetin istismarından korkmuyor musunuz?'' yönündeki bir soruya da, ''Hayır korkmuyoruz. Korkmamız için bir sebep yok. Çünkü siz ne yaparsanız yapın Sayın Baykal da, Bahçeli de demokratik açılım konusunda AK Parti'yi PKK ile İmralı ile onların siyasi örgütüyle aynı kefeye koyuyor. Dolayısıyla vatan haini yapıyor suçluyor bizi. Şimdi yapacağı da odur'' dedi.

Arınç, ''Referandumun sonucundan emin misiniz?'' sorusuna, ''Millet karar verecek. Milletin kararının ne olacağını ben bilemem. Ama milletin kararının bu anayasa değişikliğine 'evet' oyu şeklinde çıkacağına ben inanıyorum. Millet 'hayır' derse yapacak bir şey yok'' yanıtını verdi.

Bülent Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Yargı reformuna bu ve buna benzer bazı maddeleri koyarak yargıyı güçlendirmek, daha demokratik hale getirmek amacıyla hazırlığımız var. Bu konuyu kısa bir sürede tartışmaya açacağız. Taraftar olan olmayan her neyse parlamentoya getireceğiz. Bu açık. 330 mu olur, 340 mı olur, 350 mi olur parlamentodakiler karar versinler. Bu konu ilk defa tartışılmıyor. Ama yeniden grup başkan vekili olsun veya Adalet Bakanımızın parlamentodaki siyasi partileri kısa bir sürede bir turla ziyaret ederek, onlardan alacağı intibaya göre hareket etmesi bizce çok doğal ama bir ay, 3 ay, 5 ay beklenecek bir durum yok.

İkincisi, siyasi partilerle ilgili bir değişiklik, yani o rejimin daha güncel, daha demokrat bir hale gelmesi amacıyla belki bir anayasa değişikliğine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu da görüşmelerde ele alınacak. Bir diğeri de, yani bir referandum olacağı için parlamentoda da bir destek arayışında olacağımız için belki toplumun sosyal kesimleriyle ilgili yeni düzenlemeler da paketin içinde yer alabilir. Bu konu çalışanları ilgilendiren, kadınları ilgilendiren, gençleri ilgilendiren bir konu olabilir. Yani öyle bir paket yapmalıyız ki bu paketin bir maddesinde farklı düşünse bile siyasi partiler diğer maddelerine destek olabilmeyi de düşünebilsinler. Hem onların oyuna, desteğine ihtiyacımız var, hem de bunu referanduma sunduğumuz zaman toplumun o kesimleri kendilerini orada görebildikleri için referandumda 'evet' oyu kullanabilsinler. Yani iyi bir çalışmayla, iyi bir ambalajla, iyi bir paketle meclisin önüne ve halkın önüne çıkmak mecburiyetindeyiz.''

www.istanbulhaber.com.tr

İSTANBUL HABER AJANSI

Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 970 87 88 | Haber Scripti: CM Bilişim