• BIST 82.248
  • Altın 147,416
  • Dolar 3,7690
  • Euro 4,0357
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 9 °C

Erdoğan'ı dinlemeler mi çark ettirdi?

Erdoğan'ı dinlemeler mi çark ettirdi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP Hükümeti'nin PYD ve Kobani konusundaki U dönüşünde ABD ve Almanya'nın Türkiye'yi dinlemesi ve ellerindeki muhtemel tapelerin etkisi var mı? Bu durum bir milli güvenlik sorunu yaratıyor mu?

Türkiye'nin, ABD'nin PYD'ye silah yardımı ve Kobani'ye koridor konusundaki politikasının Obama'nın Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra 180 derece değişmesi akıllara bir süre önce ABD ve Almanya'nın Türkiye'yi 2009 yılından bu yana dinlediği meselesini yeniden gündeme getirdi.
 
Hatırlanacağı üzere Almanya ve ABD'nin 2009 yılından bu yana Türkiye'yi dinlediği ortaya çıkmış, Merkel dinlemeleri itiraf etmiş, özür dilemek yerine "dinlemeye devam edeceğiz" demişti.
 
Türkiye'yi dinleyen ülkelerden birisi de ABD idi. Türkiye'de "polise operasyon yapmak" için mahkeme kararı ile yapılan istihbari dinlemeleri suçmuş gibi yansıtan AKP Hükümeti ve Erdoğan'ın ABD ve Almanya'nın Türkiye'yi dinleme itiraflarına ses çıkarmaması dikkat çekmişti.
 
Dinlemeler konusuna uzunca bir süre sessiz kalan Erdoğan, ABD ve Almanya'ya tepki koymak yerine "güçlü devletler dinler" demişti.
 
Türkiye'nin PYD ve Kobani konusundaki U Dönüşünün acaba ABD ve Almanya'nın Türkiye'yi dinlemesi ve ellerindeki olabileceği muhtemel tapelerle bir ilgisi var mı?
 
Bugün Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt bugünkü yazısında Türkiye'nin U Dönüşünü değerlendirirken, "Bunda lider kadromuzun “elini kolunu bağlayan” bazı zaafların, ABD ve Almanya gibi ülkelerin resmen izin verilen dinlemeler üzerinden eline geçmiş olmasının da şüphesiz rolü var" tespitinde bulunmuş...
 
İşte Bugün GYY'si Erhan Başyurt'un Analizi;
 
Dış politikamız uzun süredir bir çıkmaza doğru ilerliyor. Arka arkaya fiyaskolar yaşıyoruz.
 
Bölgemizde neredeyse “dost” olduğumuz bir ülke kalmadı.
 
ABD ve AB ile ilişkilerimiz çetrefilli.
 
Suriye nedeniyle yer yer Rusya ve İran ile de politik çatışma içine sürükleniyoruz.
 
Türk dış politikasının ciddi bir yenilenme ve açılıma ihtiyacı var.
 
Ancak diplomatik girdaptan çıkmaya yönelik bir gayret gözükmüyor.
 
Suriye’de silahlı muhalefet desteklendi.
 
Esed devrilemediği gibi, ülke tam bir felakete sürüklendi.
 
Yüz binlerce sivil hayatını kaybetti.
 
Pakistan gibi olduk!
 
Milyonlarca sivil ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Çoğu mülteci sığındığı ülkede perişan konumda.
 
Şehirler harap oldu. Milli servet heba edildi.
 
Suriye bölünmenin eşiğinde…
 
IŞİD, PKK’nın Suriye kolu PYD ve El Nusra gibi El Kaide’nin Suriye uzantıları sınır komşumuz haline geldi.
 
Türkiye, yabancı savaşçıların geçiş yolu, silahlı muhalefetin ikmal ve eğitim üssü oldu.
 
Afganistan savaşı sebebiyle Pakistan’ın yaşadıklarına benzer sorunlar yumağı ile boğuşuyoruz.
 
Dünyanın tepkisini üzerimize çekmekle kalmadık, dış politikada da kapana sıkıştık.
 
Art arda “U dönüşleri” yapmak zorunda kalıyoruz.
 
İlkeli dış politikayı bir yana bırakın, 3 gün üst üste ilkeli duruş sergileyemiyoruz.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 Ekim Cumartesi akşamı Afganistan dönüşü gazeteciler ile uçakta yaptığı şu açıklamalar, dış politikada nasıl “U dönüşleri” yapmak zorunda kaldığımızı çok iyi izah ediyor.
 
Obama arayınca...
 
Soruluyor: “IŞİD ile koalisyon çalışmaları sürüyor. İncirlik Üssü’yle ilgili gelinen nokta nedir? Resmen bir talep geldi mi? Türkiye talep gelmesi durumunda ne yapacak?”
 
Erdoğan cevap veriyor:
 
“Bizim biliyorsunuz, 4 başlık aslında söyleyeceğim var. Uçuşa yasak bölge meselesi, güvenli bölge meselesi, eğit-donat meselesi ve rejim meselesi. Bunlar olmadığı sürece Türkiye olarak bizim orada yer almamız mümkün değil.
 
Son günlerde bir şeyler dolaşmaya başladı. Nedir o? PYD’ye silah desteği vermek ve PYD’ye verilecek silah desteğiyle IŞİD’e karşı burada bir cephe oluşturmak. Tamam da PYD şu anda bizim için PKK ile eştir, o da bir terör örgütüdür.
 
Bir terör örgütüne kalkıp da bize dost olan NATO’da beraber olduğumuz Amerika’nın böyle bir desteği, açıktan açığa söyleyerek bizden ‘evet’ ifadesini, yaklaşımını beklemesi çok çok yanlış olur, böyle bir şeyi bizden beklemesi mümkün değil, böyle bir şeye de biz ‘EVET’ diyemeyiz.”
 
Şimdi sıkı durun. Bu açıklamaların mürekkebi kurumadan ABD Başkanı Obama, uçaktan inen Erdoğan’ı arıyor.
 
Kobani’de IŞİD’e karşı savaşan PKK’nın Suriye kolu PYD’ye havadan silah yardımı yapacaklarını bildiriyor.
 
ABD, 14 ton uçaksavar, roketatar ve keskin nişancı silahları ile 13 ton gıdayı havadan atıyor.
 
Türkiye, bu arada İncirlik Üssü’nden İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) kalkmasına ve Kobani üzerinde ABD’ye istihbarat sağlanmasına izin veriyor.
 
Yetmiyor, Barzani’ye bağlı Almanya ve İngiltere’nin özel eğitim verdiği silahlı Peşmergeler’in topraklarımızdan “yabancı asker” olarak geçerek Kobani’deki savaşa destek vermelerine Türkiye müsaade ediyor.
 
Türkiye duvara dayandı
 

Türkiye’nin “tampon bölge” ve “Esed’in devrilmesine destek” verilmesi konusundaki talepleri karşılanmadığı gibi, Esed’e karşı savaşmayacağını açıklayan PKK’nın Suriye kanadı PYD’nin ağır silahla desteklenmesine göz yumuluyor.
 
İncirlik Üssü de destek amaçlı uçuşlara açılıyor.
 
Ciddi ve güçlü bir ülke bir günde nasıl bu kadar geri adım atar?
 
Eğer söyledikleriniz bir değer ifade etmiyorsa, dış politikayı gerçeklere değil de hayallere inşa ediyorsanız, bu tarz hayal kırıklıkları ve ilkesizlikler yaşamanız kaçınılmaz olur.
 
Bunda lider kadromuzun “elini kolunu bağlayan” bazı zaafların, ABD ve Almanya gibi ülkelerin resmen izin verilen dinlemeler üzerinden eline geçmiş olmasının da şüphesiz rolü var.
 
Yine Türkiye’nin terör örgütü IŞİD’e destek verdiğine dair deliller, Türkiye’nin koalisyonun karar mekanizmasının dışında tutulmasına neden oluyor.
 
Suriye fiyaskosunun ve yaşananların sorumluluğu altında iki büklüm hale gelen Türkiye duvara dayandı…

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim