• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 11 °C

Emine Ayna'ya Soruldu: Siyaseti Bıraktınız, Dağa mı Çıkacaksınız

Emine Ayna'ya Soruldu: Siyaseti Bıraktınız, Dağa mı Çıkacaksınız
Siyaseti bırakan Emine Ayna'ya "Dağa mı çıkıyorsunuz" diye soruldu. Ayna, "sine-i millet" cevabını vermekle yetindi.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Emine Ayna geçen hafta yaptığı yazılı açıklamayla siyaseti bıraktığını duyurmuştu.

Cumhuriyet'ten Selin Ongun bu kararının ardından Emine Ayna ile konuştu. Ongun, Ayna'ya "Emine Ayna siyaseti bıraktıysa diğer tarafa, dağa mı geçiyor" şeklinde bir soru yöneltti. Ayna, bu soruya "Halkın içindeyim. Halk bu mücadeleyi nasıl yürütüyorsa, halk neredeyse ben de orada onu yaşıyor olacağım" yanıtını verdi.

İşte o röportajın ilgili kısmı:

- "Barışçıl çözüm için hiçbir umudum kalmadı" diyerek siyasetten çekildiğinizi açıkladınız. DTP kapatıldığında dahi bunu duymadık sizden. Bu karara nasıl vardınız?

Buraya (siyasetten çekilmesi- S.O) gelişimin başlangıç noktası 7 Haziran'ın hemen ertesinde Cumhurbaşkanı'nın bu seçimi tanımadığını söyleyerek "tekrar seçim" demesiydi. DTP kapatılırken antidemokratik de olsa gerekçesini yasaya dayandırıyordu bu devlet. Burada ise hep birlikte bir keyfiliğe şahit olmadık mı? O süreçte bunu kendi içimde çok tartışmıştım. Seçime girerek Cumhurbaşkanı'nın keyfiliğini meşrulaştırmış olmayacak mıydık?

- Sizce 1 Kasım seçimlerine katılmamak daha mı iyi olurdu?

Kaos olurdu. Şu anda yaşanan da bir kaos. Seçime katılmak Erdoğan'ın keyfi kararını meşrulaştırmaktı, bendeki baskın fikir buydu. Bunu arkadaşlarımla tartıştığımda ikna noktasına geldim. Bu, benim için siyasette kalmaya bir şans daha vermekti.

- Açıklamanızda okuduk ki, bardağınızı taşıran son damla Cizre'deki Bostancı Mahallesi'ndeki o evde yaşananlar oldu. Son yansıyan haberlere göre evdeki 30 kişinin yedisi ölü. Evdekilerin hepsinin hayatını yitirdiğine dair açıklamalar da var. Bu açıklamaların yanında "Ama onlar PKK'li" diyenler de var.

Sıkıntı tam da budur. Bu insanlar PKK'li olmadıklarını zaten söylediler. Ama öyle olsalar bile devlet suç işliyor. Çünkü PKK'li olsalar devletin iç hukukuna göre yapılması gereken yinebellidir: Alırsın, yaralı ise tedavisini üstlenirsin, yargı sürecini başlatırsın vs. Devlet oradaki insanların isimlerinin ne olduğuna bakarak "onları kurtaracağım" ya da "kurtarmayacağım" diyemez. Kaldı ki bu insanların PKK'li olmadıkları zaten ortada.

"SERDAR ORTAÇ'IN AHMET KAZA ÖZRÜ GİBİ"

- Şu bir gerçek ki sizin için son damla olan bu evde yaşananların bir taraftan batı kamuoyunda karşılığı yok. Orada olanları batı kamuoyu mu anlayamadı yoksa sizler,Kürt siyasetçileri mi yeterince anlatamadınız; hangisi daha çok?

İkisi de. Sol literatürdeki "zorun rolü" aslında tam da budur.

- Literatürle değil de hayatın içinden bir örnekle anlatır mısınız bunu?

Yıllar önceki o toplantıda Ahmet Kaya'ya yönelik linçte marş söyleyen o şarkıcının adı neydi?

- Serdar Ortaç?

Evet o. Orada, o toplantıdaki tavrının çok iyi ve makbul olduğunu sanıyordu. O durumu yaşarken ve yaşatırken bununla gurur duyuyordu. Basın da kamuoyu da onu desteklemişti. O gün o kişi az önce bahsettiğim zor ve gücün altındaydı. O süreç bitip eleştiriye tabi tutulup süreç teşhir olduğunda o şarkıcı da pişman olduğunu ifade etti. Bir dönem gurur duyduğuhareketinden ötürü özeleştiri yaptı. 10 yıl sonra da bugün Cizre'deki o evde yaşananlar için pek çok kişi vicdanında müthiş bir özeleştiri yapacak. Ama biz hem o evdeki insanları hem de bir 10 yılı daha kaybetmiş olacağız. Batı kamuoyu mu anlamadı, diye sordunuz. Ben Türkler o bodrum katında olanları anlamıyor, demiyorum. Bu olan, gücün altında olmanın insan psikolojisine getirdiğidir.

- Ya sizin anlatım eksiğiniz?

Orada yaşananları sadece basın yoluyla anlatmaya çalışıyoruz. Sonuçta devlet aygıtının elinde olan bir basın var. Söyledikleriniz cımbızlanıyor ya da hiç görülmüyor. Sadece basını aracı yerine koymak yerine doğrudan iletişim modellerini kullanarak anlatmak daha fazla zaman gerektiriyor. Bu anlamda bir eksiklik var. Bunu söylerken her gün parti binalarınasaldırı, tutuklama vs. böylesi bir gündemde bunu yapmanın zor olduğunu da hatırlatıyorum.

"AMBULANS YOLLASALARDI..."

- Siyasetten çekilmenizi ilan eden o metni ne zaman yazdınız?

O metni kamuoyuyla paylaşmadan dört, beş gün önce yazdım. Ve bilgisayarımda sakladım.

- Neden beklediniz?

Belki o süre içinde ambulanslar gelir ve yaralıları alır diye umdum. Ambulanslar gelmiş, onlar o binadan çıkarılmış olsaydı bu açıklamayı yapmayacaktım.

- Siz evdekilerle irtibat kurdunuz mu hiç?

Ölü sayısı henüz yediye çıkmamıştı. Faysal (Sarıyıldız) Bey aradı. Ankara ile yapılan görüşmeler neticesinde ambulansın gitmesine karar verildiğini söyledi. Fakat evdekilerin bir nevi güven sorunu olduğunu, ateş altında kalmaktan endişe ettiğini aktardı. "Siz konuşur musunuz" dedi. Cizre Halk Meclisi'nden Mehmet Tunç ile telefon konuşması yaptım. "Yaralı olmayan, sağlam üç kişiyiz. Geri kalan yaralı, üç kişi de hayatta değil. Bizim sağlam kalan üç kişi olarak hem yaralıları hem de üç cenazeyi 200 metre taşıma şansımız yok" dedi. Ateş altında kalmaktan endişe ettiklerini anlattı. "Lütfen aranızda güven tartışmasına girmeyin. Şu anda tek derdimiz sizi oradan sağ salim çıkarmak" dedim. Ankara ile tekrar görüşme trafiği başladı. Ambulansların sokağın başına kadar girmesine izin verildi. O görüşme trafiği boyunca mahallede ne patlama ne de silah sesi var. Ne zaman ambulans sokağın başına geliyor, top atışı başlıyor. Asker, "Çatışma var" diyerek geçişe izin vermiyor.

Ambulans gidiyor, top atışı başlıyor. Defalarca yaşandı bu. Ve ölü sayısı beşe çıktı. Açıklamamı o zaman yazdım. "Hiçbirimizin aklına ve hayaline gelmeyecek şekilde kandırıldık ve aldatıldık" dediğim budur. "Siyasilerle görüşme yapıyoruz, ambulans gönderiyoruz ama çatışıyorlar" gibi bir algı yaratmak istiyorlar. Ve bunun için bizleri kullanıyorlar. Bizim üzerimizden bir meşrulaştırma yapılıyor. Oysa kararları belli. Oradaki insanları en başından ölüme terk etmeye karar vermişler. Bu esnada vekillerin bakanlığın kapısında açlık grevine girmesi, bakanla (İçişleri Bakanı-S.O) görüşmek için verilen uğraşlar, Başbakan'ın çağrılara dalga geçer gibi "hele hendekler kapansın" yaklaşımı, ambulansın oraya her gidişinde yaşanan o tekrar, son seferde binanın çöküşü, altında kalışları, çığlıkları…Sözüm bitti.

- Emine Hanım, ruh haliniz nasıl?

Aciziyet demeyeyim de hep o tıkanıklık… Defalarca ablukayı kırmayı denedik. Bir keresinde Dargeçit üzerinden Cizre'ye girmeye çalışıyorduk. Bir asker kolumdan tutarak kenara çekti. Bir taciz gibi değildi hareketi. Kimsenin duymayacağı biçimde bir şey söylemek istiyordu. "Bakın, ateş et emri var" dedi. "Eğer yürüme ve barikatı geçme konusunda ısrar ederseniz ilk etapta su, gaz sıkacağız ama bu konuda ısrar ederseniz ateş et emri var." Öyle bir anki o. Orada insanlar ölüyor, o ablukayı kırmanız ve o insanlara ulaşmanız lazım.

Kendinle ilgili kararı verebilirsin. "Ben bu ablukayı kırıyorum ve ateş edersen et" diyebilirsin. Ama tek değilsin. Arkanızda kitle bekliyor. Bir çağrı yapmışsınız ve o insanlar ablukayı kırmaya gelmek için toplanmış. Sen onların adına karar vereceksin. "Direniyoruz, gidiyoruz" dediğinde önce gaz, su sıkılacak ve sonra ateş edilecek. Ve belki de ölenler olacak. Ve buna sen karar vermiş olacaksın. Orada sen elbette geri dönüyorsun. Ve geri döndüğünde de kitle sana tepki gösteriyor. "Senin çağrınla ben İstanbul'dan kalktım geldim, niye durduk" diyor. Direneyim, diyorsun böyle bir şeye çarpıyorsun.

- İstifanızı partiniz de basından mı öğrendi?

Evet. En çok üzüldüğüm de budur. Kararımı paylaşırsam beni ikna etmeye çalışacaklarını biliyordum. İkna olmasam da onları kıramayacağım için inanmadığım bir durumun içinde durmuş olacaktım. Metni basınla paylaşmadan bir gece önce Eşbaşkanımız Kamuran Yüksek'e gönderdim. Hiç olmazsa o benden öğrensin istedim.

- Sizin açıklamanızdan sonra partiniz de bir açıklama yaptı. Kaygılarınızı paylaştıklarını ama tam da bu nedenle "daha çok siyaset yapacaklarını" söylediler.

Benim kararımı doğru bulsalardı hep beraber bir çekilme olurdu. Aldığım kararı doğru bulmuyorlar, beni bu noktada eleştiriyorlar ama bunu öyle özenli bir dille aktarmışlar kiaçıklamaları çok değerli.

"KARARIMI HERKES BASINDAN ÖĞRENDİ"

- İstifanızı HDP, Ankara'dakiler de mi basından öğrendi?

Herkes basından öğrendi. Ailemle de paylaşmadım.

- HDP'den tepki?

Henüz bir görüşmemiz olmadı.

- Onlar da sizin kararınızı örnek alıp siyasetten çekilmeli mi sizce?

Hayır, hayır…Onların kendi kurulları, kendi düşünceleri var. Bu benim bireysel değerlendirmemdir.

- Kürt siyasi hareketinin bugünkü gerçeğinde siyasetten umudunu kesme, savaşı seçme anlamına mı gelir? Kararınızı böyle algılamak mı gerek?

Savaşı seçmek diye bir şey söz konusu değil, o seçimi Türkiye Cumhuriyeti devleti yaptı. O binayı bombalayan devlet. Ben demokratik siyaset varmış gibi davranma şansını kendi cephemden artık bu devlete vermek istemiyorum.

- "Ben bu siyasette yokum" derken siyaset dışı bir mücadele yöntemi öneriyor musunuz?

Sen beni kullanarak sanki bir parlamenter sistem var ve demokratik siyaset de işliyormuş gibi bir görüntü veriyorsun. Oysa siyasi partilerle yürütülen mücadeleyi tıkadı devlet. O yüzden ısrarla söylüyorum. Şu anda Türkiye'de parlamenter sistem yok. Türkiye'de bir savaş yaşanıyor ve TBMM tatile giriyor. Siyaset yaparak bu meselenin çözümünü isteyenlerin lince uğradığı böylesi bir ortamda sizin siyasetten umudunuz olmaz.

"DAĞA MI ÇIKACAK?"

- "Emine Ayna siyaseti bıraktıysa diğer tarafa, dağa mı geçiyor" kısmı için yanıtınız?

Sine-i millet diye bir tabir vardır. Halkın içindeyim. Halk bu mücadeleyi nasıl yürütüyorsa, halk neredeyse ben de orada onu yaşıyor olacağım.

- Bu çok diplomatik bir yanıt oldu.

Hayır diplomatik değil öyle. Bu dağ meselesini daha ziyare art niyetli olanlar, bilinçli bir tartışmaya yönlendirmek istiyor. Ama bu vesile ile şunun tartışılması gerektiğine inanıyorum. Yaptığım açıklamanın "Emine Ayna siyaseti bıraktıysa dağa mı gidecek" gibi rijit bir boyutla değil, devletin savaşı tercih edişinin, savaşın meşrulaştırılmasının tartışılmasını isterim. 10 yıldır ne diyorduk çözüm arayışlarında? Dağa çıkaran nedenleri ortadan kaldıralım ki dağa çıkışlar sonlansın. Her konuşmamda söylüyordum. Cemil Bayık'ın, Murat Karayılan'ın demokratik siyaset yapma kanallarını açalım ki dağ dediğimiz olgu ortadan kalksın. Hatta şöyle bir tartışma bile vardı.

Acaba Öcalan DBP'yi önerirken bunun için mi öneriyor? Keşke bu süreç oraya varsaydı. Böylece silahı siyaset yapmanın aracı olarak kullanma dönemi bitseydi. Ama tam tersi oldu. Tekrar 12 Eylül dönemine dönüş koşulları yaratıldı. Şu anda da ben tam da bunun tartışılmasını istiyorum. Yine aynı şey oluyor. Yine demokratik siyaset, silahın araç olarak kullanılmadığı siyaset arenası kapatılıyor. Ve ortadan kaldırılıyor.

"ERDOĞAN'A DİKTATÖR DEDİĞİMİZDE ÖCALAN BİZİ ELEŞTİRDİ"

- İmralı tutanaklarından bir alıntı. Heyetten Sırrı Süreya Önder, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Kandil'in kimi açıklamalarının devlet içinde muhataplık meselesini tartışmaya açtığını ifade ettiğini aktarıyor Öcalan'a. Öcalan'ın yanıtı şöyle: "(...) Hakan Bey bu işleri ustaca bilir. Cemil (Bayık) bazı şeylere dikkat etsin. "Müzakere başlar, biter" cümlelerini ben söyleyebilirim. Duran da (Kalkan), Cemil de bunları kullanmamalıdır. Siz de onlarla tartışın. Kendi sınırları dahilinde yorumlar yapsınlar. Benim kullanacağım cümleleri kullanmasınlar."

Ben mesela benzer bir şeyi şöyle hatırlıyorum. Zannediyorum 2014 yerel seçim dönemindeydi. Seçim döneminde ifadelerimiz daha agresifleşiyor. Erdoğan'a yönelik "diktatör" gibi ifadeler kullanmıştık. O zamanda bize dönük bir eleştirisi olmuştu. Kelimesi kelimesine değil ama mealen şöyle demişti. "Bir yandan görüşüp müzakere yürütüyorsak peki biz diktatör dediğimizle nasıl görüşüyoruz ki?" Bize dönük böyle bir eleştirisi olmuştu, şimdi sizin bahsettiğiniz bu kısımda da onlara dönük eleştirisi olmuştur. Öcalan'ın en önemli niteliklerinden biridir eleştirel olması. Örgütünü de arkadaşlarını da bizi de eleştiriyor. Burada da "Müzakere eden benim. Sen orada müzakere bitmiştir, dersen ben müzakereye nasıl devam edeceğim" diyor.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim