• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 23 °C

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha Kabataş'ı savundu

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha Kabataş'ı savundu
Kabataş saldırısı tartışmaları, iddiaların savunucularından gazeteci Elif Çakır’ın avukatı Fidel Okan’ın “Kabataş saldırısı kurgu ve düzmeceydi” sözleriyle yeniden gündeme geldi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da tartışmalara katılarak, bir kez daha Kabataş saldırısı iddialarını savundu. "Gezi olayları yaşadık, bu esnada bir anne yanında cocuğu olduğu halde bir grup taciz etti" diyen Erdoğan, "Bunlara kimse bir şey demedi. Kimse o başörtülü hanımefendiyi taciz edenleri kınamadı, onların peşine düşmediler. O kadınaysa etmediklerini bırakmadılar. Vicdansızca, terbiyesizce üstüne gittiler, gitmeye devam ediyorlar. Olumlu yazılar yazan 4 bayan köşe yazarına da etmedik hakaret bırakmadılar, sosyal medyada da üstlerine gitmeye devam ediyorlar. Hani tacizde esas olan kadının beyanıydı?" diye konuştu. 

Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 20. Büyük Kurultayı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Ayaklarının altına cennet serilen kadının analık vasfına vurgu yapmak kadına ayrımcılık değil ama tam tersine ona karşı sonsuz bir hürmetin ifadesidir. Bazıları diyor ki 'bize ana demeyin, biz kadınız.' Ben diyorum ki o makama ulaşmak herkesin kârı değildir" dedi.

"Ben anasının ayaklarının altını öpen bir evladım" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Anacığım ayağını çekerdi, ben zorla öperdim. Derdim benden cennetin kokusunu mu esirgiyorsun anacığım derdim. Bu idrake varabilmek kolay bir iş değil. Bak babaların ayaklarının altında değil, annelerin ayaklarının altında. O makama ulaşmak herkesin de kârı değildir. Kadınla erkek arasındaki fıtri farklara işaret etmek ayrımcılık değil, onun haklarının korunmasının kollanmasının garantisidir."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara'daki Büyük Anadolu Oteli'nde düzenlenen Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 20. Büyük Kurultayı'nda konuştu.

Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bugün yakın çevremiz başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde çok büyük acılar, yıkımlar yaşanıyor. Sadece Suriye’de ölenlerin sayısı 300 bini aştı. Bu rakamın bir milyona kadar çıktığını söyleyenler de var. 5 milyon ülkesini terk etmek zorunda kaldı. İnsanlar mağdur oldular, tüm bu felaketlerin yükünü en çok sırtlananlar hiç şüphesiz kadınlar.

Sığınmacıları gördünüz değil mi televizyonda. O hanımların yavrularıyla beraber sırtlarında evlerinden çıkarabildikleri birkaç çuval veya valizle nasıl Türk topraklarına sığındıklarını gördünüz. O ne çiledir değil mi? Dün eşim Türkiye’nin en büyük kampı Suruç’a gitti. Yeni mekanların açılışını yaptılar. Oradaki çileyi bana anlattı. Bütün bunlar bir sorumluluğun gereğiydi. Şimdi buradan dünyaya sesleniyorum. Ey dünya, ey batı, lafa geldiği zaman kadın haklarını konuşuyorsunuz ancak benim ülkeme Suriye ve Irak’tan sığınan 2 milyon insanın hakları konusunda ne yaptınız, ne yapıyorsunuz?

‘Mali destek verince yanaşmazlar’

Herhangi bir destekleri de söz konusu değil ha. 250 milyon dolar. Bizim yaptığımız harcama 5,5 milyar dolar. Ama yanımıza geldikleri zaman da “yaptıklarınız bu işler her türlü tebrike şayan, gerçekten çok başarılısınız.” Tamam da, hadi biraz mali destek verin deyince yanaşmazlar. Tüm Batı’da, Avrupa’da 150 bin sığınmacı var. Bizde 2 milyon. Bütün bu gerçekler ortada. Peki bu nereden geliyor? Bu bizim bir medeniyet anlayışımızın, kültürümüzün, inancımızın gereği olarak yaptığımız bir uygulama. Onun için bu millet büyüktür, Türkiye güçlüdür, büyümeye devam edecektir.

‘Bana göre büyük ülke…’

Bana göre insana değer vermeyen hiçbir ülkeyi ben büyükler kategorisinde değerlendirmiyorum. İnsana değer vermeyen, acısını paylaşmayanları asla büyük kabul etmiyorum. Büyüklük o garibin, fakirin, yoksulun, gurebanın, mağdurun, yolda kalmışın, sokağa atılmışın sahiplenenidir.

Evladının, eşinin, babasının, kardeşinin cansız bedeni üzerine kapanıp ağlayan mazlum kadındır. Yıkılan evinin başında gözyaşı akıtan garip kadındır. Eşini kaybettiği için yüreği yanan ama bu arada ailesinin tüm sorumluluğunu da üstlenen mağdur yine kadındır. Evinden, yuvasından uzakta verilen hayat mücadelesini sırtında taşıyan kadındır. Feryadı duyulmayan, gözyaşı fark edilmeyen, acısı hissedilmeyen bu kadının yaşadıkları insanlığın kanayan yarasıdır.

‘Amerika’daki kadın da…’

Bir tarafta kadın hakları diye kamuoyu ayağa kaldırılırken bir taraftan kadının hayat hakkına karşı inanılmaz duyarsızlık var. Bir taraftan eşitlik diye yer gök inletilirken bir tarafta ölümde eşitlik gözetiliyor. Avrupa’daki, Amerika’daki kadın da Suriye’deki, Irak’taki, Myanmar’daki Türkiye’deki kadın değil mi?

Kadının önce yaşama hakkına saygı duyulmalı. Kadının sürdürdüğü mücadeleye destek vermeyen kusura bakmasın, boş konuşuyor. Hayatı her an tehdit altında bulunan aile fertlerinin her birinin geleceğiyle ilgili endişe duyan bir kadına siz Kadınlar Günü’nü anlatamazsınız. O kadın kendisine hediye verilmesini, çiçek uzatılmasını istemiyor. Her şeyden önce huzur istiyor, güven istiyor, barış istiyor, yaşama hakkına saygı gösterilmesini istiyor.

‘Esma’ya gözünü kapatan ‘kadın’ demesin’

Bunca zulme, katliama ses çıkarmayan hiç kimsenin kadının adını ağzına almaya hakkı yoktur. Mısır’da Tahrir Meydanı’nda haklarını ararken ekin gibi biçilen Esma’lara gözünü kapatanların kadının adını dahi ağzına almaya hakkı yoktur.

Kendi ülkesinde her köşe başında bir meta gibi alınıp satılan kadınları görmezden gelip örtünen kadına yasak getirenlerin kadının adını ağzına almaya hakları yoktur. Kadın istismarı asıl budur. Kadın bedeninin istismarı asıl budur. Kadının ötekileştirilmesi, sınıf ayrımına tabi tutulması asıl budur.

Birbirlerinden yaradılış, güç kuvvet bakımından çok farklı olan kadınla erkeği aynı yarışa sokmak asla eşitlik değildir. Kadını Allah’ın emaneti olarak görmek, ayrımcılık değil kadını baş tacı etmektir, kadını yüceltmektir.

‘Kadınla erkek arasındaki fıtri farklar…’

Ayaklarının altına cennet serilen kadının analık vasfına vurgu yapmak kadına ayrımcılık değil ama tam tersine ona karşı sonsuz bir hürmetin ifadesidir. Bazıları diyor ki bize ana demeyin, biz kadınız. Ben diyorum ki doğuran, doyuran, yetiştiren… Ben anasının ayaklarının altını öpen bir evladım. Anacığım ayağını çekerdi, ben zorla öperdim. Derdim benden cennetin kokusunu mu esirgiyorsun anacığım derdim. Bu idrake varabilmek kolay bir iş değil. Bak babaların ayaklarının altında değil, annelerin ayaklarının altında. O makama ulaşmak herkesin de kârı değildir. Kadınla erkek arasındaki fıtri farklara işaret etmek ayrımcılık değil, onun haklarının korunmasının kollanmasının garantisidir.

‘Bir anne Kabataş'ta tacize maruz kaldı’

Gezi olayları yaşadık değil mi. Gezi olayları sırasında bir genç kadın. Bir belediye başkanının gelini. Bir anne yanında çocuğu olduğu halde Kabataş’ta tacize maruz kaldı. Kimse o kadını taciz edenleri kınamadı, peşine düşmedi. Tacize uğrayana kadına ise etmediklerini bırakmadılar. Terbiyesizce ahlaksızca o kadının üzerine gittiler. Hatta o hanımefendiyle ilgili yazılar yazan 4 tane bayan köşe yazarına da olmadık hakaretler ettiler. Şimdi de sosyal medyada üzerine gitmeye devam ediyorlar. Hani tacizde esas olan kadının beyanıydı. Çarşaflı kadınlara rozetler takarken diğer tarafta çarşaflı kadınları köle olarak gösteren sergiler açtılar. Benim annem de başörtülü edebiyatı yaparken elleri öpülesi anaları evlatlarının mezuniyetlerine almadılar. Demek ki bunlar için önemli olan kadının kendisi değil sadece bazı kadınlar.

‘En az 3 çocuk tavsiyesinde bulunduğumda hafife alanlar oluyor’

Her türlü ayrımcılığa olduğu gibi kadına karşı ayrımcılığa karşı mücadele ettim. Bundan sonra da var gücümle mücadele edeceğim. Şiddete maruz kalarak hayatını yitirmiş tüm kadınlarımıza, kızlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Şiddet uygulayanları da lanetle anıyorum. Biz kadının çalışmasına asla karşı değiliz. Kariyer yapmak isteyen kendi işini kurmak isteyen kadının yanındayız. Sosyal hakların kısıtlanmasına kadının hakkının sömürülmesine asla müsaade etmeyiz. Bugün kadınların iş hayatındaki yeri eskisiyle mukayese edilemeyecek kadar iyi durumdadır. Çocuk her işin bereketidir. Çocuk rızkıyla gelir bunu da biliniz. Çocuk evin neşesidir. Geleceğin teminatıdır. Ben katıldığım nikah törenlerinden en az 3 çocuk tavsiyesinde bulunduğumda bunu hafife alanlar oluyor. Onlar tehlikenin farkında değildir. Bu bir para meselesi de değil. Zenginlerin ailelerine bakın. Ya bir ya iki çocuğu vardır. Bu para meselesi değil. Başka bir mesele.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim