• BIST 97.910
  • Altın 145,884
  • Dolar 3,5783
  • Euro 4,0027
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 23 °C

‘Arı’ yerine ‘ayı’ ne zaman sakıncalı?

Konuşmaya yeni başlayan bir çocuğun ‘arı’ yerine ‘ayı’, ‘kar’ yerine ‘kay’ demesi ailelere sevimli görünür ama bu durum yaş ilerledikçe düzelmiyorsa önemli bir dil ve konuşma bozukluğu habercisi olabilir.
Dil ve Konuşma Terapisti Sümeyra Öztürk’e göre, başlangıçta sevimli olan ancak yaş ilerledikçe düzelmeyen konuşma bozuklukları, özellikle okul döneminde çocukların başarılarını ve psikolojilerini olumsuz etkileyebiliyor. Öztürk, sık görülen dil ve konuşma bozukluklarını şöyle özetliyor: 
 
Dil Bozukluğu: Çocuğun söyleneni anlamada ve kendisini ifade etmede güçlük yaşamasıdır. Dil bozukluğu olan çocuklar yaşıtlarına göre daha kısa cümleler kurar, ekleri yanlış kullanır ya da hiç kullanmazlar. Bu çocukların sözcük dağarcığı sınırlıdır ve harfleri (sesleri) doğru sesletmede sorun yaşarlar. 
 
Sesletim Bozukluğu: Çocuğun harfleri (sesleri) doğru şekilde üretememesi ya da yerine başka bir harf (ses) üretmesidir. Örneğin çocuk “s” sesini sesletemediği için “sarı” yerine “tarı” diyerek; daha kolay seslettiği “t” sesini koyar. 
 
Fonolojik Bozukluk: Harfler çocuğun zihninde yanlış şekilde kodlanmıştır. Çocuk konuşurken sesleri birbirinin yerine kullanır, ses düşürür (atar), ses ekler ve seslerin yerini değiştirir. Çoğunlukla yapılan hatalar tutarsızdır. Örneğin çocuk “kapı” yerine “tapı” derken, bir başka durumda “tapı” yerine “kapı” sözcüğünü kullanabilmektir. 
 
Kekemelik: Çocuğun konuşma akıcılığının ve ritminin ses, hece ve sözcük tekrarları, eklemeler, uzatmalar ve bloklarla kesintiye uğramasıdır. Örneğin çocuk “kivi” yerine “kikikivi” ya da “kiiiivi” der.
 
Ses Bozukluğu: Üretilen sesin perde, rezonans ve yükseklik kalitesindeki bozulmadır. Örneğin ses kısık ya da kesik kesik çıkabilir. Çocuğun sesi burundan konuşuyormuş gibi ya da gripmiş gibi duyulabilir. Konuşmanın başında ses normal çıksa da konuşmanın sonlarına doğru kısılabilir. Ses bozukluğu; çok konuşan, bağırarak konuşan ve çok ağlayan çocuklarda daha sık görülür.
 
Öztürk, hangi durumlarda bir uzmandan yardım almak gerektiği konusuna açıklık getiriyor: “Çocuk, okuma ve yazma öğrenirken zorlanıyorsa, söyledikleri çevresindekiler tarafından anlaşılmıyorsa, okula devam etmek istemiyorsa, ödev yaparken zorlanıyorsa, anlatımı güçsüzse, kendisine söylenileni anlamada güçlük çekiyorsa, derslerde zorlanıyorsa, akademik başarısı yaşıtlarının gerisindeyse dil ve konuşma güçlüğünden şüphe etmek gerekir.
 
Sümeyra Öztürk'ün, çocuklardaki dil ve konuşma bozuklukları hakkında sık sorulan sorulara cevapları ise şöyle: 
 
Konuşma bozuklukları öğrenme sürecini nasıl etkiler? 
 
Öğrenme, iletişim yoluyla gerçekleşen bir süreçtir. Eğitim ortamında çocuk çevresindeki bireylerle iletişime girerek öğrenir. Dolayısıyla iletişimdeki yetersizlik çocuğun öğrenmesini doğrudan olumsuz yönde etkileyecek ve okuma, yazma, dinleme, jest, mimik ve konuşma gibi becerilerde yaşıtlarından geride kalmasına neden olacaktır. Dil ve konuşma sorunu yaşayan bir çocuğun akademik başarısının düşük olması kaçınılmazdır.
 
Okuma-yazma öğrenimini de etkiler mi? 
 
Evet, etkiler. Çünkü okuma ve yazma öğrenimi konuşma becerisiyle yakından ilişkilidir. Konuşma, okuma ve yazmanın temelini oluşturur. Örneğin “r” sesi yerine “y” diyen bir çocuğun yazarken ve okurken de “r” yerine “y” kullanması beklenir. Yani “arı” yerine “ayı” yazacak ve “arı” sözcüğünü gördüğünde “ayı” diye okuyacaktır.
 
Terapist, öğretmen ve ebeveyn işbirliği nasıl olmalı? 
 
Öğretmenler ve ebeveynler çocukta yukarıda bahsedilen dil ve konuşma bozukluklarının birinden şüphelendiklerinde vakit kaybetmeden dil ve konuşma terapistine başvurmalıdır. Erken müdahale çocuğun dil, konuşma ve akademik becerilerde yaşıtları düzeyine gelmesini sağlar. Terapi sürecinde de ebeveyn, öğretmen ve konuşma terapisti iletişim halinde olmalıdır. Böylece terapide öğretilen becerilerin günlük hayata aktarılarak genellenmesi mümkün olacak ve terapiden maksimum fayda sağlanabilecektir.
 
ÖĞRETMENLER NELERE DİKKAT ETMELİ? 
 
Öğretmenlerin dil ve konuşma bozuklukları konusunu araştırarak bilgi sahibi olması gerektiğine dikkat çeken Dil ve Konuşma Terapisti Sümeyra Öztürk, bu konuda öğretmenlere önemli görevler düştüğüne vurgu yaparak önerilerini şöyle sıralıyor:
 
-Öğretmenler, konuşma bozukluklarının çocuğun akademik başarısını ve öğrenme becerisini ne şekilde etkilediğini öğrenmelidir. Böylece çocukta olası bir dil ve konuşma bozukluğundan şüphelenildiğinde uygun yönlendirmeyi yapabilir ve sınıfı çocuğun eğitim ihtiyacına yönelik olarak düzenleyebilirler. 
-Konuşma bozukluğu olan çocukların akademik başarısını arttırmaya yönelik sınıf içi düzenlemeleri yapmalıdır. Örneğin çocuğu ön sıralara oturtmalı ve ders anlatırken görsel ve yazılı ipuçlarından daha fazla yararlanması sağlanmalıdır. 
 
-Diğer öğrencilerle konuşma bozukluğu olan çocuğun durumu hakkında konuşmalı ve olası bir dışlama ve alay etmenin önüne geçmelidir. 
-Öğretmen, dil ve konuşma terapisti, özel eğitim öğretmeni ve psikolog gibi diğer uzmanlarla işbirliği içinde olmalıdır. 
 
-Çocuk bir soruya cevap verirken ya da bir şey anlatırken sabırla dinlemelidir. 
 
-Ebeveynlerle iletişim içinde olmalıdır. 
-Sınıfta yapılan okuma yarışmalarına konuşma bozukluğu olan çocuğu dahil etmemelidir.
 
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÇOK OKUNANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İstanbul Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0212 293 75 48 | Faks : 0212 293 75 49 | Haber Scripti: CM Bilişim